<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405</id><updated>2011-11-12T10:10:13.514-08:00</updated><title type='text'>The Chosen Pessimist</title><subtitle type='html'>Kaçmak için daha uygun bir yer olamazdı.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>33</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-3148524706211886161</id><published>2011-07-12T15:00:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T15:01:51.511-07:00</updated><title type='text'>Pişmanlık</title><content type='html'>İnsan çoğu zaman yalnızlığın önüne geçmeye çalışıyor. Kimi zaman onu hiç umursamıyor, kimi zaman da onu olduğu gibi kabul ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki durumda da kendisine amansız bir şekilde zarar veriyor. Duygularını ön plana çıkartmak isterken, zihninin derinliklerinde kayboluyor. Her şeye mantıklı yaklaşayım derken, hayatının hatasını yapabiliyor sırf duyguları yüzünden. Bazen en yakınındakini görmek bile istemiyor çok saçma bir sebep uğruna; bazen de en uzağındakini arzuluyor her ne kadar onun için yaratılmasa da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgârın hafif estiği zamanları özlüyor insan. Sanki alıp götürecekmiş gibi oluyor bütün dertleri, kötülükleri. Bir daha da geri getirmemek üzere yok edecek bütün kötü anılarınızı. İnsan dediğin kendi başına herhangi bir işe kalkışamıyor ki zaten. Gerçek bir dost arıyor, gerçek bir sevgili arzuluyor, gerçek bir yoldaş istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şeyin gerçek olmadığını algılaması da çok uzun sürmüyor. Dostlukların gölgesinde yaşamaya o kadar alışmışız ki; gerçekler yüzümüze vurduğunda afallamayı geçtim, oradan oraya savruluyoruz. Gerçek dost bellediğin insanın bir dediğini iki etmemek için uğraşıyoruz. Elbet bir gün sinir sistemin devreye girecek. İşte o zaman fark edeceksin ki; bazı insanların istediklerini yapmazsan sana sırtlarını dönerler. Her gün sana selam veren, halini hatrını soran, hatta dayanamayıp “bir isteğin var mı?” diyen insanı dahi derbeder edersin şu hareketin ile. İsteğini geri çevirdiğin dostun baş düşmanın haline geliyor. Sen ki temiz bir sayfa açma arzusunda; insanların kalplerini kırmama adına türlü meziyetlerini gösterdiğin, türlü masa başı oyunlarından uzaklaştığın sırada çıka geliyor bütün bu olaylar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derdini anlatmaya çabalaman ayrı bir komedi. İnsanlar davranışlarını tükenmez kalem ile zihinlerine işliyorlar. Ne yaparsan yap, ne kadar iyi olursan ol o düşüncelerini silemiyorsun. Tek yapabildikleri şey; davranışlarının üstünü gene bir tükenmez kalem ile çizmek. Ancak fark ediyorsun ki; tamamen yok olmuyor o yazı, sadece üstü çizili bir şekilde zihinlerde durmaya devam ediyor. Bazen sinirleniyorsun; yırtıp atasın geliyor o saçma sapan kağıtları. Yırtmaya başladığın anda fark edeceksin ki, arkadaşını da kaybediyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar için o kağıtlar her daim lazımdır. Konuşacak bir şeye ihtiyaçları vardır. Düzeyli bir ilişki olsun, mükemmel bir arkadaşlık olsun; o kağıtlar hepinize lazım. Trip dediğimiz olay işte tam olarak burada devreye giriyor. İlişkiyi ayakta tutan, arkadaşlığı heyecanlandıran en yegâne şeyin trip olduğunu zannediyoruz. Bu konuda tecrübe sahibi olmayan insanlara tek diyeceğim şey: hayal gücünüzü geniş tutun. En ufak bir sözü dahi inanılmaz bir şekilde döndürerek size trip atan insanlar çıkacaktır karşınıza veya siz de böyle olabilirsiniz. Korkmayın; elbet karşınızdaki insan size fazlası ile değer veriyor olacaktır ve kendisini affetmeniz için yalvaracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada maldan bol bir şey yok zaten. Hiç düşünmeden hareket etmeye başlıyoruz beni en çok üzen şey budur. Duygulara kapılıp “o benim her şeyim “ naraları atıyoruz fütursuzca. Arkanıza dönüp bakmadan veya geleceği kurgulamadan adımlarımızı atmaya devam ediyoruz. Dakika başı plan yapın demek değildir bu sevgili okur coşma hemen; kişiliğiniz için, duygularınız için hatta yeri geldi mi onurunuz için bir karar vereceğiniz zaman iki kere düşünün. Geriye dönüp baktığınız çoğu zaman sırf bunlar ile ilgili aldığınız bir karar için kendinizden nefret etmeye başlayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkimiz de salondaydık ve sessiz bir şekilde televizyona bakıyorduk. Bugün yaşadıklarımız başka bir gün de yaşamak gerçekten istemezdim.  Her şeyin koca bir yalan olduğunun hiç bu kadar farkında olmamıştım. Aramızda geçen onca güzel zamandan sonra diyeceğimiz şeyler o kadar belliydi ki. Ancak söyleyemiyorduk işte. Geçmişe duyduğumuz saygıdan mı, ya da yalnız kalacağımız korkusu mu bizi etkiliyordu bilmiyorum. Tek bildiğim şey; yan yana durduğumuz her geçen dakika bizi kendimizden biraz daha uzaklaştırıyordu. Biz; o gece de yan yana oturmaya, yatmaya hatta yaşamaya devam edecektik. İleride duyacağım pişmanlığın ağırlığını kaldırabilmek için ne kadar mücadele edeceğimi gerçekten bilmiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-3148524706211886161?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/3148524706211886161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=3148524706211886161' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3148524706211886161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3148524706211886161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2011/07/pismanlk.html' title='Pişmanlık'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-8493538046910418139</id><published>2011-02-13T13:13:00.000-08:00</published><updated>2011-02-13T13:14:33.937-08:00</updated><title type='text'>Benlik</title><content type='html'>Benliğimizin gün içerisinde oynadığı o kadar çok oyun var ki? Bilinçaltımıza o kadar çok anı yerleşmiş ki; biz ya o anıları yaşadığımıza inanmıyoruz ya da yaşadıklarımızın varlığını kabul etmemize rağmen inadına rol yapmaya devam ediyoruz. Güzel anıları bir köşeye itip, kötü anılar ile yaşamaya çabalıyoruz. Yasaklar nasıl hoşumuza gidiyorsa, kural tanımazlık ne kadar karizmatik bir hamle ise; bu durum da tam olarak böyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç tek başınıza köhne bir mekânda oturdunuz mu? Bir bar taburesinde veya 2 sandalyesi olan çizikler içinde bir masada gecenin körüne kadar içtiniz mi? İnsanın kendisi ile konuştuğu yegâne dakikalardır bunlar. Kendinizden sıkıldığınız anda; etrafınızdaki mutlu insanları incelersiniz. Duvarlardaki dengesiz çizimlere veya kalın siyah çerçeveli fotoğraflara bakarsınız. Aslında o kadar da sıkıcı değiller değil mi? Tek başınıza içtiğiniz onca içki niye peki? Bir insan gerçekten tek başına eğlenmek için içebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte güzel anılar da tam karşınızda oturuyorlar. Bütün küstükleriniz, sinirlendikleriniz, hayatta yüzüne dahi bakmak istemediğiniz insanlar; aynı masada, burun buruna oturup sohbet ediyorlar. Tek başınıza iken ne kadar zor geliyor değil mi? Pişmanlıkların tavan yaptığı bir ana denk geliyorsunuz. Bakın hemen yan masada eski sevgiliniz oturuyor. O da tek başına. O da kadehini yavaş yavaş ağzına götürür iken hüzünlenmeye başlıyor. Düşünüyorsunuz ki; onun bu hali aslında gerçek değil. Sizin kafanızda yarattığınız, aslında olmasını dilediğiniz bir halde. Hâlbuki öyle değil. Kim bilir; şu an yeni sevgilisi ile ne kadar mutludur veya arkadaşları ile en son hangi filme gitmiştir? Benliğinizin sizi ele verdiği en saf anlardan birisi. &lt;br /&gt;Farkında olmadan o an düşünmediğiniz birisini bir anda yanınıza getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü anılar ile karşılaşmak istiyorsunuz ancak olmuyor. Bu gece; daha önceki geceler gibi hüzünlü veya kasvetli olmayacaktı. Bütün insanlar gülümsüyordu, konuşuyordu. Masanızdaki hiç kimse birbirini üzmüyor, laf sokmuyor, ego yarışına girmiyordu. Masada tek başınıza otururken ne kadar güzel geliyordu bu tablo değil mi? Peki o masada oturmak istemez miydiniz? Elbette istemezdiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlığa bayılıyorsunuz çünkü. İnsanları hayatınızdan atmak çok hoşunuza gidiyor. Benim kimseye ihtiyacım yok mantığı ile yaşıyorsunuz. “nasıl olsa yeni arkadaşlar bulurum” diye düşünüyorsunuz ancak çok zor. Hayatınıza, bakın sevgili demiyorum, arkadaş sokmak ne kadar zordur haberiniz var mı? Gerçekten yok ise; etrafınıza bir kere bakın. Gerçek dost diye tabir edebileceğiniz insan veya insanlara sahip misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlık kavramına; tek gecelik ilişki misali bakmaya devam ettiğimiz müddetçe, o masada yalnız oturmaya devam edeceğiz. Yan masadaki eski sevgilimizin aslında çok acılar çektiğini hayal edeceğiz. Hemen önümüzdeki masada dostlarımızın eğlencesine tanık olacağız. Duvarlardaki dengesiz çizimleri gözümüz ile tekrar çizmeye devam edeceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-8493538046910418139?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/8493538046910418139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=8493538046910418139' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8493538046910418139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8493538046910418139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2011/02/benlik.html' title='Benlik'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-2751382843438420552</id><published>2011-01-12T12:27:00.000-08:00</published><updated>2011-01-12T12:29:07.651-08:00</updated><title type='text'>Saklambaç</title><content type='html'>Sevmek çok zor geliyordu. Sevmek; artık eskisi kadar zevkli değildi. Ona ulaşmak, onu istemek, onu yaşamak. Artık bunlar hiç birimizi heyecanlandırmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parıltılar kaybolmuştu. Ego her zamanki gibi isimlerimizin üzerine çıkmıştı. Galiba haklı olduğu yerler de vardı. Sadece başkası için yaşamak ne kadar saçma? Sadece başkası için nefes almak, çalışmak, savaşmak. İnsan neden egoist bir varlık olduğunu bu kadar zor kabulleniyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir kelime var dilimin ucunda. Ne çok satan kitaplardaki afili kelimeler gibi derinden yaralar insanı, ne de onca cümlenin arasında hemen kendini belli etmeyen, gizli saklı, insanda merak uyandırır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saklanmak. Evet, bu kadar basit aslında. İnsanlardan korktuğu için saklanır bünye. İnsanları görmek istemediği için. Onlar ile iletişim kurmamak için. Söyleyeceği sözlerden, hakkında yapacakları saçma eleştirilere maruz kalmamak için. Hayatı boyunca saklanır. Uzun zamandır görmediği dostunun telefonunu açmaz. Aylardır peşinden koştuğu, onu tanımak istediği kızı/erkeği imkânı olsa bile tanımak istemez. Onca zamandır dizinin dibinden ayrılmadığı ailesine sırt çevirir. İşin sonunda onca çabanın ardından yalnızlığın şefkatli kollarına kendisini yavaşça bırakır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Parıltılar kaybolmuştu. Sevmek; artık eskisi kadar zevkli değildi. Bütün yaşanmışlıkların üzerine bir beyaz örtü serilmişti. Altına bakamayacak kadar korkak ve cesaretten yoksundu. Baksa dahi; başına gelenleri aklının ucundan geçirdiği anda vazgeçecekti. Biliyordu ki her zaman suçlu oydu. Ailesine yaptıkları, sevdiği insana yaptıkları. Saklanmak en doğru yol olacaktı belki de. İsteyen herkesi bu oyunun içerisine dâhil edebilirdi. Son zamanlarında bir başka korku da hissetmişti. Onunla kimse oynamak istemez ise ne olacaktı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek başına, bomboş bir alanda koşturacaktı. Birisinin onu izleyip izlemediğini fark etmeden, arkasına tereddütlü bakışlar atarak yoluna devam edecekti. İlk gördüğü badanası akmış duvara sırtını verip durum değerlendirmesi yapacaktı. Nereye gidebilirdi? Hangi yolu takip etmeliydi? Birisine danışması gerekiyor muydu? Artık tek başına kalmıştı ve sorumluluklarının farkındaydı. Yapacağı tek şey vardı; onu arayanlardan kurtulmak. Kendi kafasında yarattığı bu oyunu kazanmak için başka çaresi kalmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşmaya devam etti. Arkasına bakıp, hayatı boyunca kaçırdığı veya kaçıracağı şeyleri düşündü. Belki de şu sırada ona en mutluluk verecek şey; yağmurun aralıksız bir şekilde yağmasıydı. Ancak yağmadı. Beyni onu ilk defa dinlemiyordu, isteklerini önemsemiyordu. Uzun zaman önce kaybettiği onca şeyden sonra şimdi de sıra beynine gelmişti. Sırtını duvara verip yavaşça yere oturdu. Bu onun son oyunuydu ve en azından bunu kazanmalıydı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-2751382843438420552?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/2751382843438420552/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=2751382843438420552' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/2751382843438420552'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/2751382843438420552'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2011/01/saklambac.html' title='Saklambaç'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-9206747696491108095</id><published>2011-01-10T12:49:00.001-08:00</published><updated>2011-01-10T12:51:54.166-08:00</updated><title type='text'>Başlangıçlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TStxRb5dw6I/AAAAAAAAADA/kPkJnHF4Ib4/s1600/DSCN1038.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TStxRb5dw6I/AAAAAAAAADA/kPkJnHF4Ib4/s320/DSCN1038.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560662709279507362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İyi başlangıçlar arzuluyor insan. Gün ışığı ile gözlerini açtığı anda bunu istemeye başlıyor. Bazen boş vermişlik içerisinde savruluyor, bazen de bütün dikkatini yaşanmışlıkların üzerinde tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez tutmak istiyorsun o elleri, neleri kaybedeceğini düşünmeden. Sadece içinden geleni yapmak istiyorsun ancak bir şeyler seni engelliyor. Bugünün vereceği mutluluk yarın ne gibi sıkıntılar yaşatacak bilmiyorsun. Dünün getirdiği nefret veya kinin seni yarınlara nasıl ulaştıracağını kestiremiyorsun. İşte bu yüzden gözlerime bakamıyorsun. Gözlerimdeki anlamları çözemiyorsun. Boş bakışlar atıyorsun etrafına. Her şeyin bir kez yaşanmasını istiyorsun çünkü fazlası mideni bulandırıyor. Fazlasını istemiyorsun çünkü alışık değilsin. Geçmişine sünger çekemiyorsun çünkü etrafındaki insanların onca yaptıklarına rağmen; geçmişini unutmak istemiyorsun. Yaşananların sana ne kadar zarar verdiğine aldırış etmeden, o geçmişi istiyorsun. Sabah uyandığın zaman; o geçmişin izlerini görmek istiyorsun. Belki de telefonunun acı bir şekilde çalmasını istiyorsun. Geçmişin seni arayıp belki de binlerce kez yaptığı gibi “özür dilerim” demesini istiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şeylerin kaybolduğunu hissetmeye başladığın an; umutsuzluğunun giderek arttığını da fark ediyorsun. Oturduğumuz onca sandalye, bank, tabure. Hepsi yok olmaya başlıyor. Masalardaki binlerce boş kül tablası, içi belki de binlerce kez doldurulup tarafımızca boşaltılan kadehler. Hepsi yok olmaya başlıyor. Senin boş gözlerin; benim anlamsız suratım. Geçmişini unutmak için çabalamadığın her dakika; seni bana hatırlatan her şey kayboluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-9206747696491108095?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/9206747696491108095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=9206747696491108095' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/9206747696491108095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/9206747696491108095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2011/01/baslangclar.html' title='Başlangıçlar'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TStxRb5dw6I/AAAAAAAAADA/kPkJnHF4Ib4/s72-c/DSCN1038.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-8160397410992371692</id><published>2010-12-12T17:50:00.000-08:00</published><updated>2010-12-12T17:51:37.651-08:00</updated><title type='text'>Gereksiz</title><content type='html'>Aslında kimseyi üzmek istememiştim. Kimsenin arkamdan ağlamasını, bana küfretmesini istememiştim. Vicdan azabı denilen talihsiz duyguyu yaşamak istememiştim. Zaten hangimiz isteriz ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru ile yanlışın arasında geçen bir ömür. Varlığını kendisinden ziyade, başkalarına kabul ettirmeye çabalayan tek atımlık bir yürek. İşin sonunda da boşa geçen onca gün, hafta, ay. Belki de yıl. Geriye dönüp bakma isteği ancak her seferinde yaşanılan korkusuz korkak tripleri. İşin ucunda kendine olan saygı var elbette. Nasıl kendinize müsaade edebilirsiniz ki böyle bir anda? Nasıl kabullenebilirsiniz kaybetmeyi? İnsanlar sizin insan tarafınızı görünce neler düşünecekler hâlbuki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan her şeye rağmen kaybolmayı ne kadar çok seviyor. Gideceği yolların ne kadar kötü ve anlamsız yerlere çıkacağını bile bile devam ediyor yolculuğuna. Bazen ayağını sürterek ilerliyor bazen de koşa koşa. Zaman ve mekan kavramını kaybediyor bir anda. Sadece yolun akışına bırakıyor kendisini. Yere ufak ekmek kırıntıları bile atmaya üşeniyor “yolumu kolaylıkla bulurum” diye. Özgüven patlamasına maruz kalıyor, hayatı boyunca görmediği yollardan geçerken. Peki, ne uğruna kaybediyorsunuz hayatlarınızı? Gerçekten her şeye rağmen mutlu olmak yetiyor bu insana? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden gereksiz karalamalar yapıyoruz ki hayatlarımızda? Kendinizi aslında hiç olmadığınız bir karaktere büründürmek çok da zor olmasa gerek. İnsan doğasında vardır yalan söylemek. Söylediği yalanlar ile hayatını şekillendiren, güçlendiren. Bazen de her şeyi berbat eden. Gereksiz karalamalar yüzünden kendi hikayesini mahveden. Gereksiz karakterler yüzünden hikayesini çıkmaza sürükleyen. Nereye kadar sürebilir ki bu bahtsız bedevi tavırları. Kimi bekliyorsunuz ki; o zaman inanacaksınız hayatın, nefes almanın varlığına? Elinizden tutması gereken insanlar mı var zannediyorsunuz? Halen; aşıkların tren raylarının üzerinde can verdiklerini mi düşünüyorsunuz? Kendi gerçekliğinizde yaşamaktan bıkmadınız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvenin kokusunu tekrar almaya başlamıştı. Elleri ve ayakları dışarıdaki amansız fırtınaya rağmen titremiyordu. Düşünceleri hiç olmadığı kadar berraktı. Duvarında; çocukluğundan beridir var olan siyah noktalara bir kez daha gözü takıldı. Bu sefer hüzünlenmemişti. O noktaların varlıkları ilk defa huzur vermeye başlamıştı. Yavaş hareketler ile ayağa kalktı ve masasının üzerinde duran beyaz zarfı eline aldı. Siyah noktaların karşısına tekrar oturup zarfı tek seferde açtı. Kahvenin kokusu git gide uzaklaşmaya başlamıştı. Eski fotoğrafların arasında kaybolmak istemiyordu. Fotoğrafların arkasındaki kelimeler bile içindeki nefreti azaltmıyordu. Zarfın içindeki her fotoğraf gelecek için atacağını adımları azaltıyordu. &lt;br /&gt;Gene vazgeçtim. Gene sıkıldım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-8160397410992371692?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/8160397410992371692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=8160397410992371692' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8160397410992371692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8160397410992371692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/12/gereksiz.html' title='Gereksiz'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-3458670722652042993</id><published>2010-12-01T15:07:00.001-08:00</published><updated>2010-12-01T15:07:44.014-08:00</updated><title type='text'>Hayat</title><content type='html'>Sadece onun hakkında yazmak istiyordum. Kuracağım bütün cümleler, içimden geçen bütün kelimeler sadece onun için olacaktı. Kalp atışlarımdan fırsat bulduğum anda harekete geçecektim. Sakinleşmem uzun sürmedi, elime kâğıdımı ve kalemimi alıp kelimeleri dökmeye başladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır aynı kalemi kullanıyordum. Umutsuzluğum, çaresizliğim, geçmişe bakamayacak kadar korkak oluşumu hep bu kalem ile resmetmiştim beyaz sayfalara. O sayfaları saklamak yerine yırtıp atmayı tercih etmiştim. Nasıl ve ne şekilde yazdığımı hiç hatırlamıyordum. Sadece o an ihtiyacım vardı ve yazmıştım. Belki de sadece o anı simgelediği için yırtıp atmıştım. İleride tekrardan okuyup o anı hatırlamamak için. Cümlelerin hiç biri aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Sadece yeni düşünceler beynimin içerisinde fır dönüyordu. Sakinleşmem gerekirken, halen onun hakkında ne yazacağımı düşünüyordum. Özel olması lazımdı. Sadece onu anlatması lazımdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediğim gibi olmayacaktı. Elime kalemi aldığım andan itibaren bu düşüncedeydim. Gene istediğim cümleleri kuramayacaktım. Gene içimden geçenleri net bir şekilde kâğıda dökemeyecektim. En önemlisi; o gene yazdıklarımı okumayacaktı. Her geçen dakikada kâğıdı doldurma isteğimden uzaklaşmaya başlamıştım. Aklımda uzun zamandır var olan düşünceler yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Günlerdir zihnimin en berrak yerini işgal etmiş parazitler, yerini saçma sapan sonsuz bir boşluğa bırakmıştı. Hiç bir şey yazamıyordum. Keşke sadece yazamıyor olsaydım. Konuşmayı daha da kötüsü yeri geldi mi susmayı bile unutmuştum. Geçmişe çektiğim süngerin izlerini görmeye başlamıştım. Belki de üzüntümün en belirgin sebebi de buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın zorluklarını kavramaya çabaladığımız anda; ondan aynı şekilde uzaklaşmaya da başlıyoruz. Bazı düşüncelerimizi elimiz ile koymuş gibi aktarırken; bazılarını da kelime oyunları ile süslemeye çalışıp karşımızdakine eziyet çektiriyoruz. Olduğumuz gibi değil de; olmak istediğimiz insana bürünüyoruz. İşin sonunda insanlar sizi görmek istedikleri gibi görmeye başlarken; siz aslında olmak istemediğiniz bir insan haline geliyorsunuz. Çok karmaşık değil aslında. Hayatı da, sevdiklerimiz ile aramızdaki ilişkileri de, kısacası etrafımızda olan biten her şeyi karışık hale getiren gene bizleriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün mutluydum aslında. Hayatın bizzat kendisi ile yüzleşmiştim. Saf, mutlu ve temiz yüzü ile. Hiçbir şeyden habersiz, mutsuzluğun ve çaresizliğin ne olduğunu bilmeyen bir parçası ile. O sırada yaşadıklarımı ve hissettiklerimi anlatmak isterdim. Neden yazıyı bu hale getirdim bilmiyorum. Buraya kadar okuyan varsa özür dilerim. Bazen aslında anlatmak istemediğimiz şeyleri ağzımızdan kaçırabiliyoruz. Geriye dönüp baktığımızda da bomboş bir sayfa görüyoruz. Üstündeki yüzlerce kelimeye rağmen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-3458670722652042993?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/3458670722652042993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=3458670722652042993' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3458670722652042993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3458670722652042993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/12/hayat.html' title='Hayat'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-9164341360220267395</id><published>2010-11-18T04:36:00.000-08:00</published><updated>2010-11-18T04:38:19.645-08:00</updated><title type='text'>Sayfalar</title><content type='html'>Boynumun ağrısı bütün vücuduma yayılmıştı. Bütün gücümü toplamak istiyordum. Elimden geldiği kadar sayfa geçmiştim hayatımda. Bir sayfa daha istiyordum sadece. Yeni, bembeyaz ve umut dolu. İnsanların ilgilenmediği, umursamadığı insan olmak istiyordum gene. Kimsenin karalamasını, yırtmasını istemiyordum eski yırtılmış, yıpranmış sayfalarım gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıdaki soğuk giderek artıyordu. Hayatım boyunca ısıtmasını beceremediğim ellerim ve ayaklarımdaki titreme kontrolümden çıkmak üzereydi. Nasıl yaptığımı hala hatırlayamadığım kahvemin sıcaklığı sayesinde vücudumu az da olsa rahatlatıyordum. Şimdi önümdeki kitaba konsantre olabilirdim. Belki de yeni bir sayfa açabilirdim hayatımda uzun bir zamanın ardından. Bunun heyecanı bile içimdeki sıcaklığı daha da arttırmamı sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynumu az da olsa kaldırmayı başardım ve sayfaları çevirmeye başladım. Ne kadar çok hata yapmışız hayatımız boyunca? Ne kadar çok etkilemişiz başkalarının hayatlarını? Kalbimizin derinliklerinde tutmakta zorlandığımız bu anıları beynimizin içerisinde ne kadar rahat tutabiliyoruz. İnsanlara ne kadar rahat anlatabiliyoruz bu olayları. Sayfaları çevirmeye, daha da derine inmeye başlayınca nasıl da utanıyoruz kendimizden, üzdüklerimizden. Nedense güzel anıları görmüyoruz o zaman. Sadece üzülüyoruz, sadece ağlıyoruz başka insanlara bakıyoruz ve onları kıskanıyoruz. Güzel anıları yok ediyoruz zihnimizden. Sert bir şekilde silgiyi vuruyoruz ne kadar bastırarak yazsak da. Peki, neden kötü anılar için bu kadar uğraşmıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğraşmıyoruz çünkü sevilmek istiyoruz. Mutsuzluğumuzu, yaşadığımız kötü tecrübeleri anlatmaktan zevk alıyoruz. Karşımızdakinin gözlerinin içine baka baka anlatıyoruz dertlerimizi. Bazen o insanın derdini bile unutabiliyoruz. İnsan bencilliğinin sınırlarını zorluyor. Her geçen dakika daha da bencilleşiyoruz. Farkında olmadan ruhsal cinayetler işliyoruz. Kalp kırıyoruz, üzüntümüzü insanlara yayıyoruz. Peki, ne uğruna? Sırtımıza konacak bir el, yanağımıza değecek bir dudak için mi? Veya bugüne kadar çoğu kez duyduğumuz ama şımarıklığımız yüzünden duymaktan bıkmadığımız sözcükleri duymak için mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynumun ağrısı git gide artıyordu ancak vaz geçmek gibi bir lüksüm yoktu. Sayfaları çevirmeye başladığımda onunla karşılaştım. Çok eski bir yazı değildi. Yeni şekillenmeye başlıyordu zihnimin derinliklerinde. “Neden böyle davranıyorsun?” yazıyordu. Okumayı bıraktım. Bu sorudan sıkılmıştım. “Çünkü bencilim, insanım” diyemedim. Demek istemedim. Gerçeği söylemek ne kadar zor geliyordu insana haberiniz var mı? İnsanın kendisi ile böyle bir şey paylaşması ne kadar zor biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarından farklı olduğumu biliyorum. Bunca yaşanmışlığın içerisinde kendime kolay yer edineceğimi de biliyorum. Size cevap vermese bile, hayattaki varlığınızı umursama bile o sayfaları dolduracak bir insanın varlığı dahi içinizi umutla dolduruyor. O sayfaların hiçbir zaman boş kalmayacağını biliyorsunuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-9164341360220267395?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/9164341360220267395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=9164341360220267395' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/9164341360220267395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/9164341360220267395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/11/sayfalar.html' title='Sayfalar'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-6644274586680992645</id><published>2010-11-03T08:37:00.000-07:00</published><updated>2010-11-03T08:38:18.965-07:00</updated><title type='text'>Dakikalar</title><content type='html'>Dakikalar birbirini kovalıyor ve biz hala yalnızız. Yalnız olduğumuzda dakikaların nasıl geçtiğini daha iyi anlıyoruz. Anladığımız zaman fark ediyoruz ki çok yaşlanmışız. Ne tesadüf ki bunu bütün yalnızlar yapıyor. Kaç yaşında olursa olsun yaşlandık, bizden geçti artık diyorlar. Dalgaya vuruyoruz o sırada hayatı. Yaşlanmak sadece yaş ile mi belirleniyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa düşüncelerimiz, olaylara bakış açımızla mı yaşımızı belli ediyoruz. Yaş diye bir kavram var evet. Doğduğumuz günü kutlamaya başladığımızda veya yeni tabir ile Facebook ta duvarımıza “iyi ki doğdun canıms” yazılmaya başlandığında doğum günümüzü kutlamaya başlıyoruz. Her sene bir kere bu ritüele alet oluyoruz. O gece 24.00’dan sonra da günü geride bırakıp normal insanların arasına katılıyoruz. Peki, gerçekten şu an bulunduğumuz yaşta mıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecrübeler işte tam burada devreye giriyor. Hayatınıza giren insanlar, o insanların size yaptıkları veya sizin onlara yaptıklarınız. Kısacası üzerine düşünüp ders çıkarabildiğimiz bütün olaylar size tecrübe olarak geri dönüyor. Bu dönüş içerisinde yanlışlarımız ve doğrularımız birbiri ile çelişiyor. Kimisine göre doğru yaptığımız bir hareket, kimisine göre yanlış algılanabiliyor. Pek,i bu durum da algıların birbirileri ile olan farkları ile mi alakalı? Bana göre değil. Gene tecrübe burada devreye giriyor. Bir konu üzerine yorum yapacağımız vakit; yorumun tabanını tecrübelerimiz oluşturuyor. Bazen “başıma aynısı gelmişti” derken bazı zamanlar da bizim yaşadığımız bir olay olmasına rağmen “bir arkadaşın başına” diye cümleye başlıyoruz. Pek bir farkı yok aslında. Tecrübelerimiz yorumunuzu oluşturuyor. İlk adımınızı öyle atıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki adımları algılar belirliyor. Eğer ki karşınızdaki algılarını tamamen açmış bir şekilde sizi dinlemeye başladıysa, algılar arasında çatışma da başlayacak demektir. Çatışma ortasında kalacak da yaşanılan olayın karakterleri olacaktır. Belki siz, belki de bir arkadaşınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de o insanlar işte bu yüzden “artık yaşlandık hafız” şeklinde konuşuyorlar. Biyolojik yaşları her ne kadar tersini söylese de. Böyle anlarda dakikaların nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Duvardaki saate her tık ettiğinde baksanız dâhi, o saat sizin için inanılmaz derecede hızlı ilerliyor. Boş vermiş bir şekilde baksanız da, bütün dikkatinizi ona verseniz de zaman geçip gidiyor. Son 10 dakika neler yaptığınızı hiç düşündünüz mü? Peki, o son 10 dakikanızda yaptıklarınız sizi tatmin etti mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese kötü davranıyordu. Hiç kimsenin yanında olmasını istemiyordu. Sadece kendisi olacaktı. Sadece tek başına kaldıracaktı dünyanın bütün yükünü. Gözleri kan çanağı gibiydi ve giderek yaşlarına teslim oluyordu. Yalnızlığın altından kalkabileceğini zannediyordu. Yalnızlığın kendisi için bir ilaç olacağını. Başkaları için intihar sebebi olan bu kavram onun kurtuluşu olacaktı. Duvardaki saatine uzun zamandır bakmıyordu. Hatta varlığını bile unutmuştu. Başını yavaş yavaş yukarıya kaldırdı saatine bakabilmek için. Saatine baktıktan sonra gözyaşlarına hâkim olamadı ve yere yığıldı. Bir eli ile ağzını kapatıyor, diğer elini yumruk yaparak yere hızlıca vuruyordu. Zamanın daha çabuk geçmesini istiyordu. Oraya oturduğundan beri belki de günler geçmişti. Ama onun için saat her zaman 10 dakika öncesini gösterecekti. 10 dakika öncesinde yapmıştı en büyük hatalarını. Bom boş bir odada günlerce tek başına oturarak her şeyin daha çabuk unutulacağını düşünüyordu ama olmadı. Güne yeniden başlamak istiyordu. Artık gün eskisi gibi parıldamıyordu odasında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-6644274586680992645?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/6644274586680992645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=6644274586680992645' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/6644274586680992645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/6644274586680992645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/11/dakikalar.html' title='Dakikalar'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-1050104196428381632</id><published>2010-09-08T14:25:00.000-07:00</published><updated>2010-09-08T14:26:42.580-07:00</updated><title type='text'>Dalgalar</title><content type='html'>Yalnız geçen her dakika; daha da boğmaya devam ediyor bünyeyi. Geriye dönüp, ne kadar zaman geçtiğine bile bakamıyorum. Korkaklık da diyebilirsiniz, cesaret de. Bana soracak olursanız ikisi de değil. Etrafımdaki kaç insan; geçmişe meydan okuyup geleceğe umutla bakabiliyor ki ben bu işi becerebileceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel yıldönümlerimiz her daim aklımın bir köşesinde yer alıyor. O günleri tekrar yaşayamayacağımız gayet açık. Bu günleri aklımdan çıkartamıyorum çünkü kesinlikle eminim ki daha iyisini yaşamadan çıkartamayacağım. Bütün duygularımız için geçerlidir bu durum. İster üzülün, ister mutlu olun veya kararsız kalın. Daha iyisi veya kötüsü ile karşılaşana kadar geçmişinizde yaşattığınız anıları silemiyorsunuz. Kurtarıcısını arıyor bünye kısacası. Kurtarıcınız; bazen farkına bile varamayacağınız şekilde karşınıza çıkıyor. Bazen de kendini belli ediyor. İnsanlar arasındaki ne büyük farklardan biri de işte burada ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı çekiyorsunuz evet. O size veya siz ona büyük bir hata yaptınız ve cezasını ikiniz de çekiyorsunuz. Günler birbirini kovalıyor ve sizin bu kötü anıdan kurtulmanız için aklınızda tek bir düşünce kendine yer ediyor: Daha büyük bir acı çekmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar mantıksız geliyor değil mi buradan okuyunca? Kendi geçmişinize dönün o zaman. Aynı düşünceler sizin de aklınızdan geçmemiş miydi? Sırf bu yüzden önünüze çıkan ilk insan ile ilişki yaşamayı düşünmediniz mi? Elbette yapmadınız böyle bir şey. Bize kalsa zaten dünya üzerinde en az hata yapan canlılarız. Yaptığımız hatalardan ders aldıktan sonra zaten gerisi mühim değildir. İstediğiniz kadar hata yapabilirsiniz. Öyle bir an geliyor ki; yaptığınız hatalar sadece basit bir “ders” sonucunda etkisinden kurtulamıyorsunuz. Yaptığınız hatalar; sadece sizi değil karşınızdaki veya etrafınızdaki insanları dahi etkileyebiliyor. Özür dilemek, ders aldığını söylemek bu kadar kolay işte. Bir insanın hatalarından ciddi şekilde ders çıkartabilmesi için geçmişe dönüp o günleri tekrardan yaşaması gerekiyor. Çektiği ve çektirdiği acıların farkına vardıktan sonra geçen günlerin ondan neler götürdüğüne dair kafasındaki soru işaretlerini cevaplayabilir. Bu cevaplar belki de ne sizi veya karşınızdakileri olumlu anlamda etkileyecektir. Amaç da tam olarak bu zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan; hatalarınızın farkına vardıktan sonra, etkilenen insanlar ile yapacağınız karizmatik bir konuşmanın ardından her şeyin düzelmesini beklemek değil. Elbette uzun sürecek. Elbette siz ve onlar egonuzun serin sularında, dalgalar arasında eğlenmeye devam edeceksiniz. İlk adımı kim atacak, ilk kim ezilecek diye karşılıklı olarak bekleyeceksiniz. Beklemek her zaman iki taraf için olumlu sonuçlar doğurmuyor. Bir taraf işin eğlence kısmı ile günlerini geçirmeye devam ederken; diğer taraf da günler hatta aylarca kafasını yoracak bir sürü mantıksız sual ile mücadele edecek. Mücadele sırasında karşısına çıkacak insanların maskelerinin altındakileri göremeyecek. Ne olursa olsun mantığı ile karşısındaki insanlara kurtarıcı gözü ile bakacak. Onları sevecek, onların her zaman yanında olacak ve onların da onu yalnız bırakmamasını isteyecek. İşin sonunda bomboş bir odada tek başına kafasını dağıtmak için elinden gelebilecek bütün imkânları kullanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalgalar üzerine doğru geldikçe daha da mutlu oluyordu. Daha önce bu kadar zevkli bir an yaşamış mıydı gerçekten hatırlamıyordu. Etrafında sevdiği insanlar vardı. Onları gerçekten seviyor muydu yoksa sırf yanında oldukları için mi onlara iyi davranıyordu. Düşüncelerden uzak durması gerekiyordu. Dalgalar düşünmeyi sevmezdi. Peki; o şuan ne yapıyordu? Sevdiği insanlar yanında mıydı? “Gerçekten en azından benim kadar mutlu mudur?” diye kafasından geçirdi. Onun için üzülmeye başlamıştı. “Neden bu kadar küçüldük, çocuklaştık” diye aklından geçirdi. İşte tam bu sırada dalgalar onun daha da küçülmesini istemedi. İnsan boyunun çok üstünde bir dalga onu, iyiliğini ve bütün masumiyetini alıp götürdü. Geriye basit bir kukla kaldı. Sahibini bekleyen, sahibi için her şeyi yapacak basit şuursuz bir kukla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-1050104196428381632?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/1050104196428381632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=1050104196428381632' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/1050104196428381632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/1050104196428381632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/09/dalgalar.html' title='Dalgalar'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-1586103800471659378</id><published>2010-07-31T14:24:00.000-07:00</published><updated>2010-07-31T14:25:10.213-07:00</updated><title type='text'>Harikalar Diyarı</title><content type='html'>Son birkaç gündür düşüncelerim ile çelişiyorum. İnsanı insan yapan refleksleri hakkında kafamı kurcalayan o kadar çok detay var ki. Hangi birini anlatmak için uğraşayım gerçekten bilmiyorum. Affetme duygusu, ego, umursamazlık… İsterseniz size uzun bir liste yapabilirim. İşin güzel kısmı ise; her geçen gün yaşam karşınıza sizin veya yakınınızda duran birisinin özelliklerini çıkartıyor. Bazen bu size inanılmaz acılar verebiliyor. Bazen de yaşadığınız veya paylaştığınız bu deneyimin sizin için ne kadar özel olduğunun farkına varıp, kendinizi şanslı hissediyorsunuz. Bu durum;  insanın hayata olan bakış açısı ile değişkenlik gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kez aklımdan geçen bir düşünceyi paylaşmak istiyorum. Acı çekmek; birçok canlı türünde karşımıza çıkan bir duygudur. Bazen fiziksel, bazen de ruhsal anlamda bizi etkileyebiliyor. İnsanın kendi varlığının farkına varma süreci de acı çekme evresi ile paralellik göstermektedir. Acı çekmeye başladığınız anda (ruhsal olarak) vücudunuzun tepkileri, insanların size olan bakışları vb konularda değişkenlik gözlemliyorsunuz. Aslını isterseniz etrafınızda veya vücudunuzda herhangi bir değişkenlik olmuyor. Acıdan kıvrandığınız bu zamanda kendinizi ve sevdiklerinizi savunmak için ufak bir kalkan yapıyorsunuz. Aslında buna ufak bir dünya da diyebiliriz. Yaşadığımız evrenden tamamen ayrışmış bir dünya. Siz ve sevdikleriniz yaşıyor. Sadece onları görüyorsunuz veya sadece kendinizi. İşte böyle bir durumda kalem sizin elinizde oluyor. Her şeyi siz hazırlıyorsunuz. Acıları, sevgileri, umutları. Etrafınızdaki veya üzerinizdeki bütün değişiklikleri de gene siz hazırlıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de belirttiğim gibi; yarattığınız her şey sizin yaşadığınız dünyaya olan bakış açınıza göre şekilleniyor. Her şeyden nefret eden, insanlara değer vermeyen bir insanın aklında yarattıkları da aynı paralellikte şekilleniyor. İçinde fazla heyecan, karakter ve mekânın geçmediği ufak bütçeli kısa filmler gibi. İnsanların çok sevdiği birisi de olabilirsiniz. Yarattığınız dünya o kadar kalabalık ki kendinize zaman ayıramıyorsunuz. Kendi düşünceleriniz, hayalleriniz, kısacası aklınıza gelebilecek herhangi bir şeyi gönül rahatlığı ile yapamıyorsunuz. Hayatınız fazla kalabalık çünkü. O kadar kalabalık ki kafanızda yarattığınız o ufak ve savunmasız dünyada da insanlar kendilerine yer edinmişler. Filmin içerisine ne kadar karakter sokarsanız, kendi filminizde dâhi kadrajda yer edinmeniz bir o kadar zor olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedirginim evet. Hala da çözemediğim bazı konular var. Daha da kötüsü; çözdüğüme kesinlikle inandığım konular hakkında aslında hiçbir bilgimin olmaması. Her geçen dakika daha da kendiniz ile kavga etmeye başlıyorsunuz. Gözlerinizden akan uykuya inat sabahın ilk ışıklarına kadar düşünmeye, yeni fikirler üretmeye devam ediyorsunuz. Sabahın ilk ışıkları size yeni günü sunduğu zaman; aslında ne kadar saçma bir şey yaptığınızın farkına varıyorsunuz. Gökyüzü, güneş, insanlar. Aslında her şey aynı. Dün de sabahlara kadar oturup neden-sonuç ilişkisi içerisinde kafanızı paralamıştınız. Her geçen gün hayatınızda gereksiz gördüğünüz bazı şeyleri hayatınızın dışına atmanız gerekirken, onların içerisine daha da düşüyorsunuz. Kendi dünyanızdaki umutları, hayalleri kısacası size şuan sıra dışı gelen her şeyi sadece bir günlüğüne kenara bırakmayı hiç düşündünüz mü? Hayatınız aslında size neler getirdiğini ve daha da fenası sizden neler götürdüğünü hiç merak etmiyor musunuz? Yoksa hala kendi harikalar diyarınızda uzun soluklu hayallerin pençesinde güneşin ısıtan sıcaklığını karşılamaya devam mı edeceksiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-1586103800471659378?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/1586103800471659378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=1586103800471659378' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/1586103800471659378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/1586103800471659378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/07/harikalar-diyar.html' title='Harikalar Diyarı'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-1023326357000681939</id><published>2010-07-18T13:59:00.000-07:00</published><updated>2010-07-18T14:00:23.106-07:00</updated><title type='text'>Sorular</title><content type='html'>Kalbinizin attığı her saniye size ne kadar özel geliyor değil mi? Yaşamanın verdiği doyumsuz tad. Yarın ne olacağını bilmeden yaşamak ve günü heyecan ile geçirmek. Gözünüzü açtığınız andan itibaren yaşadığınız şeyler son derece sade geliyorsa insanlıktan çıkmak üzeresiniz demektir. Sizin için her şey basitleşmeye doğru yol alıyor ve bunun size en büyük getirisi de hayatın aslında ne kadar sıkıcı olduğunun farkına varmanız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğluna doğuştan gelen bir özelliktir bu aslında. Memnuniyetsizlik, mutluluğu başka yerlerde arama dürtüsü. Günün her saati melankolik olma isteği ve sonunda kafayı yastığa koyup normal insanlar gibi uyumak. Günü somurtarak veya etrafınızdaki her şeye lanet okuduğunuzda bile siz de onlar gibi savunmasız kalabiliyorsunuz işin sonunda. İşin sonunda siz de farkına varıyorsunuz ki gerçekten hatalıyım. Bir insan hatalı olduğunun farkına vardığı an vardır ki belki de bir insan için en güzel duygulardan birisidir. Elbette ki ilk başlarda onun için hiçbir anlam ifade etmez bu durum. Şurası kesin ki hata yapıyoruz. Yaptığımız hatanın varlığı bizi ne kadar tedirgin etse dahi, elinde sonunda ona alışmak zorunda kalıyoruz ve benimsiyoruz. &lt;br /&gt;Onu kaybettiğimden beridir bu duyguları yaşıyorum. Aslında kendimi hiç hatalı hissetmiyorum. Ama hala da içimdeki bazı duyguları kendime yediremiyordum. Beynimin içerisinde öyle büyük bir savaş vardı ki. Her seferinde savaşın galibi değişiyordu. Sonuç olarak da büyük bir boşluğun içerisinde kalıyordum. Her geçen dakika beni daha fazla sıkıştırıyorlardı. Artık eskisi gibi olamayacağımız bile bile onu tekrar görmek istedim. Eskisi kadar güçlü değildim çünkü. Onu ikna edecek cümleler dökülemezdi dudaklarımdan. Onu tekrardan sevecek gücü bulamıyordum kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten tek sebep bu muydu? Kendimi kandırmaya o kadar alışmışım ki. İnsanların beni sevmeyeceklerinin çok farkındaydım ve bambaşka bir insan yarattım onların kafalarında. Beni sevmeyeceklerinden korktuğum için, tam onların seveceği türden bir insan yarattım. Onları kandırdıkça aynadaki yansımam da yavaş yavaş yok oluyordu. Onları her kandırışımda sanki başka bir insan için nefes alıyordum, ağlıyordum, gülüyordum. Zamanla her şey kontrolümden çıktı. Dört duvar arasında kendim ile hesaplaşırken bile kendimi kandırmaya devam ediyorum. Sorun onu sevmek için güç bulmam değil. Korkuyorum. Onunla ilgili her şeyden. Bana dokunmasından, gözlerimin içine bakmasından, konuşmasından. Beni tekrar umutsuzluğa, yalnızlığa düşürmesinden korkuyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorular. O kadar çok soru var ki aklımda. Üzerimdeki ağırlık her geçen gün daha da artıyor. Kafamı kurcalayan her soruya cevap bulmak yerine başka sorular üretmeye başlıyorum. Her gün sabahın ilk ışıkları gözüme çarptığında kalbimdeki ağırlık beni her geçen gün daha da umutsuzluğa sürüklüyor. Onunla yaşadığımız her şeyi bir anda unutmak istiyordum. Her dakikasını, her saniyesini. Şimdi farkına varıyorum ki içimdeki en büyük korku belki de bu. Bir sabah gözlerimi açtığımda onunla ilgili hiçbir şeyi hatırlayamamaktan korkuyorum. Onu özlemeyi, onu gördüğümde tekrar ve tekrar âşık olmayı kısacası onunla ilgili her şeyi kaybetmekten korkuyorum. İnsanı insan yapan şey gerçekten hata yapmasıdır. Peki, seçim yapmak nedir? Bir insanın seçim yapması ve belki de büyük bir kumara girerek her şeyini kaybetmesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler giderek ilerliyor ve önümde dolu bir sayfa var. Her geçen dakika yeni kelimeler ekliyorum sonuna. Her geçen dakika nokta kullanmadan virgüller ile uzatıyorum cümlelerimi. Cümlelerim uzadıkça içimdeki korku artıyor. Onun hakkında yazdıklarımı gördükçe kendimden daha da uzaklaşıyorum. Herkesin sevdiği özellikle onun sevdiği insan olmaya doğru ilerliyorum. Neden böyle bir düşünceye girdim ki? Neden sırf bana sevgi duysun diye içimdeki beni öldürdüm ki? İnsanların bana saygı duymasını beklerken neden kendime olan saygımı kaybettim ki? Yepyeni bir sayfa ümidi ile içimden geçenleri kağıda dökmeye çabalarken neden durmaksızın soru işareti koyuyorum ki cümlelerimin sonuna?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-1023326357000681939?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/1023326357000681939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=1023326357000681939' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/1023326357000681939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/1023326357000681939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/07/sorular.html' title='Sorular'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-118108759195948476</id><published>2010-06-07T16:21:00.001-07:00</published><updated>2010-06-07T16:21:18.439-07:00</updated><title type='text'>Üç Nokta</title><content type='html'>İstemeden de olsa onu üzdüğümün farkındaydım. Çok uzun zamandır yaşadığımız güzel günler bir çırpıda yerini yalnızlığa bırakmıştı. Hayatım artık eskisi kadar yaşanılası bir halde değildi. Her sabah uyanmadan önce gözüme çarpan güneş artık eskisi kadar aydınlatmıyordu odamı. Karanlık ve solgun bir dünyaya doğru yol alıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan için ne kadar kolay bir şeydir kaybetmek. Kazanmanın verdiği doyumsuz tad kadar görecelidir aslında. Bazı insanlar; sadece birilerinin kalbini kazanmak için hayata tutunurlar. Kazanamadıkları zaman hayata küsmeden yollarına devam ederler. Bazılarımız da kaybetmeyi kaldıramayacak kadar kendini beğenmişlik uzmanıdırlar. Basit bir kaybetmekten bahsetmiyorum burada. Dünya üzerinde sizi siz yapan herşeyi kaybetmekten bahsediyorum. Aileniz, dostlarınız, sevgiliniz. Bir insan neden herşeyi bir kalemde silmek isteyebilir ki? Çok bu yalnız kalmak istiyorsun? “Yalnız başıma da dünyayı idare edebilirim” düşüncesi mi var aklında? Bazı kişisel sorunlarımız için her zaman geri dönüş yolu vardır. Siz isteseniz de istemeseniz de o yol sizi bulur ve bir anda üzerinde yürümeye başlarsınız. Bu yolu sizin önünüze koyan kişiler de hiç kuşkusuz az önce saydığım kişilerdir. Peki, onlar olmadığı zaman ne yapacaksınız? Yalnızlığı seçmek ne kadar kolay geliyor insanlara. Farkında olmadan etrafınızdaki herkesi, herşeyi silmeye karar veriyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata üç nokta koymak gerçekten çok kolay. Bir devamlılık olacak evet. Ama nasıl olacak ve sizi nereye götürecek? İşte tam burada başlıyor hikayemiz. Bizi biz yapan bütün ayrıntılar işte tam burada gizli. Ayrıntıları aramaya başladıkça hayatımız biraz daha renkleniyor. Bugüne kadar kaçınız yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey gerçekten yaptınız? Kaçınız hayatınızı renklendirmek için uğraştınız? Belki hiçbiriniz, belki hepiniz. Karanlık bir odada uyandıktan sonra kaçınız güne mutlu bir şekilde devam edebildiniz? Yüzünüze çarpan yağmur hanginize suçluluk duygusu aşıladı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pişman değilsiniz elbette. Etrafınızdaki insanlar her gün başka bir sebepten dolayı üzülüyorlar. Yaşadıkları olayları başkalarına anlatıyorlar ve onların güzel sözler söyleyip kendilerini rahatlatmalarını istiyorlar. İnsanoğlu bencillikte hiçbir zaman sınır tanımayacaktır. Her geçen gün etrafınızdaki bir insanın sizi farklı bir açıdan üzdüğünü farkedeceksiniz. Ona bu durumu anlattığınız zaman ya size saldırmaya başlayacak ya da sizi dinlemeyecek. Her iki durumda da kaybeden gene siz oluyorsunuz. Onun gözünde siz; aslında gerçekleri söyleyen kocaman bir yalancı. Sizden duymak istediği sözler bunlar değil ki. Onu mutlu edecek sözler söylemelisiniz. Onu desteklemeniz lazım, her ne kadar yaptıkları büyük bir hata olsa bile. Onu sevmeniz, onun hep yanında olmanız lazım. Her ne kadar olmak istemeseniz bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel insanlar elbette olacaktır. Kimisi ileride çok sevdiğiniz bir insan olur. Kimisi yanınızda ayırmak bile istemediğiniz çok iyi bir arkadaşınız. İnsanoğlu her geçen gün daha da bencilleşiyor. Her geçen gün daha da egosuna yeniliyor, kalbi yerine onu dinlemeye başlıyor. Doğru insanları bulmak gerçekten zor değil. Doğru insanları, doğru zannettiğiniz insanların arasından çekip almak gerçekten zor değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık yerini aydınlığa bırakmak üzereydi. Pencerenin kenarına oturmuş etrafı seyrediyordum. Dışarıda yavaş yavaş parıldayan güneşin yüzümü ısıtması o kadar güzel gelmişti ki. Sabahın o ilk ışıkları odamın içerisini sarmaya başlamıştı. Güneş yavaş yavaş hayatımı sarmalayan gerçekliği yok ediyordu. İstediğim gerçekten bu muydu bilmiyorum. İnsanoğlu bazen gerçekleri görmek istemiyor. Etrafındaki sahte dünyayı sonsuza kadar unutmak istiyor. Her gece uykuya dalmadan önce hayalini kurduğu gibi bir dünya istiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-118108759195948476?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/118108759195948476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=118108759195948476' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/118108759195948476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/118108759195948476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/06/uc-nokta.html' title='Üç Nokta'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-3486660714682271799</id><published>2010-05-30T10:46:00.000-07:00</published><updated>2010-05-30T10:53:41.819-07:00</updated><title type='text'>Son Kez</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TAKk89oL8PI/AAAAAAAAACs/0AQ8C1Iwkgc/s1600/IMG_2026.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 180px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TAKk89oL8PI/AAAAAAAAACs/0AQ8C1Iwkgc/s320/IMG_2026.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477121464078168306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâr son bir kez sert bir şekilde esmişti. Etrafımdaki bütün sesler yok olmuştu. Sadece senin gidişini duyabiliyordum. Benden uzaklaştığın her adımda geri dönme ümidin daha da kayboluyordu. Her zaman yanımdaydın ama ben seni görmemek için çok uğraşmıştım. Seni görmeme rağmen hakettiklerini sana yaşatamamıştım. Şimdi uzaklara baktığım zaman seni daha iyi görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayal ettiğimiz gibi değildi. Belki de bazı insanların hayal kurmaması lazım. Düşünceleriniz bir anda değişiyor ve sadece yüreğinizi dinlemeye başlıyorsunuz. Hayal kurmak zihinsel bir şey değildir aslında. Yüreğinizden o sırada geçen bütün düşüncelerin gözlerinize yansımasıdır. Gerçekleşmesi imkânsız düşüncelerdir aslında. Zihin çemberinden o kadar kolay geçerler ki mantık dediğimiz olguyu da kaybederiz bir anda. İşin sonunda mutluluktan çarpan bir kalp kalır geriye. Geleceği düşünmeyen, düşsel bir dünyada çırpınan iki insan. Sadece hayalgücünün ışığında ısınmaya çabalayan iki yürek. Başlarda herşey ne kadar güzel görünüyordu değil mi? Sadece sen ve o. Hiçbirşey sizi korkutmayacaktı, hiçbir rüzgâr sizi ayıramayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerine son kez bakıyordum. Günlerimi harcadığım, her gece yatmadan önce hayalini kurduğum gözler bunlar değildi. Akan yaşların arasından içindeki mutluluğu görmek için o kadar uğraşmıştım ki. Çünkü o mutluluğu belki de son kez görecektim. Bilinmeyen bir zamanda görüştüğümüzde o mutluluğun sebebi ben olmayacaktım. Günler geceleri kovalayacaktı ve ben gene seni düşünecektim. Her nefes aldığım saniyede seni tekrar yanımda isteyecektim. Gözlerinin içindeki seni görecektim yanımda olmasan bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayal ettiğimiz gibi değildi. Mutlu olmak için çok uğraşmışız demek ki. Gerçekler yanımızda duruyordu ve biz hiçbirini göremedik. O kadar sarhoştuk ki. O kadar kendimizi soyutlamıştık ki. İlk tokadı yediğimizde bile ayyaşlığa devam ediyorduk. Kim bilebilirdi ki bu kadar bağımlı olacağımızı birbirmize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerine son kez bakıyordum. İçindeki seni görmeye çabalıyordum ki sen ilk defa buna engel oldun. Gözlerini kapattın ve başını öne eğdin. Etrafımızdaki bütün renkler solmaya başladı. İnsanlar artık daha da farklı görünüyorlardı. Hepsi gerçekti. Aslında onlar her zaman yanımızdaydı. Kendi dünyamıza almıyorduk onları herşeyi istediğimiz gibi sonuna kadar yaşayalım diye. Benden uzaklaştığın her adımda etrafımdaki herşey daha da gerçek görünmeye başladı. Senin kurduğun dünyada artık olamayacaktım. Onlar gibi sıradan bir insan olacaktım senin karşında. Evet, gerçekten biz ve bizim gibi insanların artık hayal kurmaması lazım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-3486660714682271799?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/3486660714682271799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=3486660714682271799' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3486660714682271799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3486660714682271799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/05/son-kez.html' title='Son Kez'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TAKk89oL8PI/AAAAAAAAACs/0AQ8C1Iwkgc/s72-c/IMG_2026.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-204042555838525972</id><published>2010-01-10T11:10:00.001-08:00</published><updated>2010-01-10T11:10:28.992-08:00</updated><title type='text'>Perdeler ve Hayaller</title><content type='html'>Onu ilk gördüğünüz anda herşeyin değiştiğini ve hayatınız boyunca sadece onu yaşayacağınızı zannettiniz değil mi? Nefes aldığınız her saniye onu düşünecek, gözlerinizin onu görmediği her dakika onu daha da fazla özleyecektiniz. Onu kaybetseniz bile geri kazanmak için insanüstü bir çaba göstereceksiniz. İnsanların en büyük savaşı genelde bu yüzden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz zarar görebiliyoruz. Özellikle ruhsal anlamda. Hepimiz ağlıyoruz ve bir şekilde suçu başkalarına veya Tanrı’ya atıyoruz. Hayatım boyunca hiçbir şeye üzülmedim veya hiçbirşeye ağlamadım diyen bir insanı dikkate almanıza bile gerek yok. Hayata tutunmak için, hayatın gerçeklerini görebilmek için bazen de üzülmeniz gerekiyor. Acı gerçekler ile karşılaşmanız gerekiyor. Farkında olmadan birisini üzmeniz ve bunun bedelini ödemeniz gerekiyor. İç dünyanızda huzur dolu bir hayat yaşamak için mücadele verirken, yalnızlığın o soğuk duvarları arasında zor da olsa nefes almanız gerekiyor. Yaşayacağınız her güzel tecrübenin bir o kadar da kötü bir bedeli vardır. Özlediğiniz şeyler, beklentileriniz veya hayattaki en büyük amacınız gerçekleşmediği zaman o kahreden üzüntüyü hissetmeniz lazım. Üzüntüyü içinize atıp yok olmasını beklemek yerine, o soğuk duvarların arasında ayağa kalkmanız ve elinizden geldiği kadar ısınmanız lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün perdeleri hiç açmadım. Dışarıda güneşin doğduğundan bile haberim yok. Evdeki bütün saatleri geriye almıştım yatmadan önce. Uyandığımda saatin gerçekte kaç olduğu, sabah mı yoksa akşam mı olduğunu bilmiyordum. Biliyordum ki yaşadığım onca olayın ardından saatin kaç olduğunu bilmek benim için önemli değildi. Daha da kötüsü; güneşin huzur veren sıcaklığını bile hissetmek istemiyordum. Ayağa kalktığım zaman karanlığın odama çöktüğünü farkettim ve az da olsa hala gece olduğuna dair bir his uyandı içime. Belki de yanılıyordum. Belki de; bütün bu soğukluğun ve karanlığın sebebi etrafımı çevreleyen duvarlardı. Birşeyleri hissetmek istiyordum. Ne yapmam gerektiğini bilmeden kafamda aklıma gelen ilk düşünceyi onaylıyordum fakat aradan birkaç dakika geçtikten sonra yanıldığımı farkediyordum. Perdeleri kapatıp hiç açmayan da bendim ancak dışarıda olup biteni merak eden gene bendim. Acaba güneş gene insanların üzerinde onlara umut veren bir gülümseme ile mi duruyordu? Belki de yağmur yağıyordu birçok insanın nefret ettiği gibi hem de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün ben yoktum aslında. Bugün ben dünya üzerinde yaşayan birisi gibi davranmayacaktım. İnsanlarla aramda uzun mesafeler olacaktı. Hatta kendimle aramda bile. Sıkıntım da tam burada başlıyordu. Kendimi dinlemeyecektim bugün. Aldığım kararları onaylamayacaktım. İstediğim şeyleri yapmayacaktım. İçimden geldiği gibi yaşamayacaktım bugün. Merak edecektim acaba insanlar dışarıda neler yapıyor diye. Bir taraftan elimi perdenin ucuna götürmek isterken, diğer taraftan da kendimi durduracaktım. Kendi içimde kendimle kavga ederek patlayacaktım belki de. Sınırlarımı bilmiyordum belki de bu düzen bana göre değil. Belki de gözlerimi kapatmam lazım. Beynimde dolaşan bütün düşünceleri elime almam ve onları okumam lazım. Belki de rüya görmem lazım kimbilir. Uzun zamandır isteyip de yapamadığım birşeydi. Yatağa uzanıp gözlerimi kapatacaktım ve gerisi gelecekti. Peki ya gelmezse?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan farkına varıyor ki; kendi yaşadığınız sorunlardan daha kötü sorunlar da var. Aynı rüyayı bütün hayatınız boyunca gördüğünüzü düşünsenize? Her gece, her dakika, her saniye. Gözlerinizi kapattığınız anda başlıyor ve kan ter içinde uyanıyorsunuz. Her gece. Uyandığınızda duvarların soğukluğu ve karanlığı yüzünüze çarpıyor ve siz uyandığınızdan emin bile olamıyorsunuz. Kendi cehenneminizi kendiniz yaratıyorsunuz. Hissettikleriniz bilinçaltında oluşuyor ve size tekrardan sunuluyor. İsteseniz de istemeseniz de bu böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu tekrar düşünmeye başladım. Yatağımda öylece uzanıyordum ve göz kapaklarım artık direnmeyi bırakmıştı. Biliyordum ki artık onu rüyamda görmek bile birşey ifade etmiyordu. Onu bu soğuk duvarların arasında beklemek de. Ona göre ben sadece tek gecelik bir rüya gibiydim. Benim için o hayatımın sonuna kadar görmek istediğim bir hayaldi. Düşüncelerimi daha fazla bilinçaltıma atmadan ayağa kalktım. Perdelere doğru büyük bir iç huzur ile yürüdüm ve iki elimde tutarak sonuna kadar açtım. Dışarısı kapkaranlıktı. Rüzgar bile esmiyordu. Farkettim ki hala bıraktığım yerdeyim. Aslında hiç uyumamışım. Aslında yaşadıklarım rüya değilmiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-204042555838525972?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/204042555838525972/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=204042555838525972' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/204042555838525972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/204042555838525972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2010/01/perdeler-ve-hayaller.html' title='Perdeler ve Hayaller'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-7161772447709664487</id><published>2009-12-05T16:08:00.000-08:00</published><updated>2009-12-05T16:10:09.128-08:00</updated><title type='text'>Sözün Bittiği Yer</title><content type='html'>Sözün bittiği bir yer var evet. İstediğiniz kadar uğraşın, istediğiniz kadar kendinizi paralayın ama hayır. Sözcükleri toparlamanız, onları bir cümle haline getirmeniz neredeyse imkansıza yakın. Sadece gözlerine bakmak istiyorsunuz ona sarılmak istiyorsunuz sonrasında. Her geçen dakikanın sizin için daha da kötüleşeceğinin farkındasınız. Ama ne olursa olsun o gözlere bakmak ve tek kelime etmemek ne kadar güzel bir şey. Ne kadar anlatılamaz bir duygu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen insanların gereğinden fazla hakettikleri değerlerle yaşadıklarını düşünüyorum. İşin kötü tarafı da; haketmedikleri halde yaşadıkları o değerlerin farkına varmamaları ve onları yaşayamamaları. Sadece bir gülümsemeyi, bir bakışı bile hiçe sayabilirler. Elinize ne geçecek peki? Mutsuz bir insan. Kaybolmuş bir beden ve gerisinde gelen kırık bir kalp. Üzüntü her zaman beraberinde daha da üzücü şeyler getiriyor. Bu sefer mutlu olacağım düşüncesi sadece insanları kandırmak üzerine kurulmuş. Sizin kafanızı kaldırmanızı ve parıldayan güneşin sonsuz sıcaklığını hissetmeniz için uydurulmuş birşey aslında. Kimsenin yardımına da ihtiyacınız yok bu konuda. Siz isteseniz de istemeseniz de o güneş orada olacak ve siz ısınmaya devam edeceksiniz. hayatınıza birsürü insan giriyor siz farketmediğiniz zamanlarda bile. Birgün yeni tanışıyorsunuz diğer gün de ilişki yaşıyorsunuz. Hepsi birbiri ile bağlantılı işliyor. Her geçen gün güneş parıldamaya devam ederken siz kendinizi zorluyorsunuz. Güneşi görmek istemiyorum sıcaklığı da umrumda değil diye. İnsanoğlu yanlış düşüncelerinin sonunda acı çekiyor. Farkında olmadan kendine zarar veriyor. Arkadaşları veya sevgilisi yüzünden acı çeken insan; aslında kendisi yüzünden acı çektiğini bilmiyor. Kimse kendini beğenmişlik yapmasın o insanları hayatınıza sokan sizlersiniz. Hayatınıza yön vermelerine izin veren de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlunu yerin dibine sokan en mühim unsur önyargıdır. Bir insanla tanıştığınız zaman karşınıza bir duvar çıkıyor. O duvar karşınızdaki insanın yaşadıklarına göre bir tuğla eksik veya fazla oluyor. Her konuşmanızda her o duvarı yıkıp o insanın gerçek kişiliğini görmek istediğiniz anda aslında kendinize ve ona zarar veriyorsunuz. Yere düşen her tuğla sizde veya onda kapanması zor yaralar bırakıyor. Kişiliğinize göre o yaraları sarmaya başlıyorsunuz ama bazen daha da kötüye gidiyor. Bundan sonra iş sizin sabrınıza düşüyor. Gerçekten değer mi? Gerçekten onun için değer mi bunca yaptığınız şey? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün bittiği yere geldik. Yavaşça kafayı kaldırma zamanı geldi. Gökyüzüne mavinin yavaş yavaş açılacağı ve yerini güneşe bırakacağı zaman geldi. Güneşin kendini gösterdiği anda yüzünüze vuracağı sıcağı hissetme zamanı geldi. Gelmediğini düşünüyorsanız yolunuza devam edin. Elbet birgün olduğunuz yerde kafanızı kaldırıp bütün bu acıların yok olduğunu ve sözün bittiği yerde o gözleri unutamadığınızı farkedeceksiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-7161772447709664487?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/7161772447709664487/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=7161772447709664487' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/7161772447709664487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/7161772447709664487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2009/12/sozun-bittigi-yer.html' title='Sözün Bittiği Yer'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-7977534570810974218</id><published>2009-06-30T17:34:00.000-07:00</published><updated>2009-06-30T17:35:29.649-07:00</updated><title type='text'>Beklemek</title><content type='html'>Beklemek ne kadar yorabilir ki insanı? Veya beklediğini zannetmek? Hayatımız içerisinde somut veya soyut herhangi birşeyi ele alabiliriz. Emin olun ki beklentilerimizin ortaya çıkmadığı birgün dâhi geçmemiştir insan ömründe. Arada kaçırdıklarımız yani boşa geçen zamanlar da olmadı değil elbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler, haftalar, aylar geçiyor. Bir insanın limitine göre bu süreç seneyi bile kapsayabiliyor. Sabır ön plana çıkar bu sırada. Sabrınız ne kadar fazla ise o kadar süre O’nu beklersiniz. O’nu bulma süreci vardır sizi pek ilgilendirmez. O’nu tanıma süreci vardır beklentiden sonra ortaya çıkar. O’nu sevme veya sevmeme sorunsalı vardır sizi en çok endişelendiren. O’nu beklemek de en acı verici olandır. Nerede ne yaptığını bilmeden sadece ağızdan çıkacak birkaç sözcüğü beklemek. Sanki herşey değişecek o sözcükleri duyduğun vakit. İnsanlar birşeyleri beklemekten hoşlanıyor. İlerisini düşünmeden, yapacaklarını planlamadan kendini uçurumdan aşağıya doğru bırakıyor. Uçurumun sonsuz olmadığını biliyor ve bunun verdiği güç ile atlıyor zaten. Peki yaptığı herşeyin aslında kocaman bir yalan olduğunu farkettiği zaman ne yapacak? Bunu kafasının ucundan bile geçirmemişti öyle değil mi? Atladığı yere doğru uzun bir bakış atacak. Kafasında çözüm geliştirmek için çabalayacak. Ellerini havaya kaldırıp en azından etrafında tutunabileceği bir dal arayacak. Hiçbirşeyi hesaplamamıştın öyle değil mi? Etrafında ne sert bir dal bulacaksın ne de sana yardım eli uzatan birisi. Uçurumun sonunu görmeye mahkumsun sen. Ya bir mucize olacak bir şekilde kurtulacaksın; ya da acı gerçek suratının ortasına çarpacak. Yerde kanlar içinde yatarken de seni iyileştirebilecek tek bir kişi var: gene kendin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat gün geçtikce zorlaşıyor ve beklentileriniz de artıyor. Mesela yalnızlık. Her geçen gün daha da yalnız kalacağınızı farkediyorsunuz. Beklentileriniz de bu yönde gelişiyor, şekilleniyor. Dostluklarınız güçleniyor, mutlu oluyorsunuz. Ama her seferinde birşeyler de eksik kalmıyor mu? Her seferinde “bugün gerçekten mutluyum” dediğiniz zaman ve aynaya bakıp gülümsediğiniz zaman bunu bütün kalbinizle söylediğinizi mi zannediyorsunuz? Kimbilir belki de öyledir. Dünya üzerindeki bütün insanları kandırabilirsiniz ancak kendinizi asla. Başkalarını kandırarak mutlu olabilirsiniz, kimbilir belki de sizden beklentilerinin yokolmasına bile yol açabilirsiniz. Bugüne kadar ciddi anlamda tadabildiğim bir duygu değil ama  kimbilir beklenen kişi olmak ne derece mutlu edebilir bünyeyi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabaha kadar çocukluğundan beri vâr olan masasının başında durdu. Arada bir ayağa kalktı mide bulantısı yüzünden. İçindeki herşeyi boşaltmaya çalışıyordu her ne kadar bunu sözlerle beceremese bile. Bunu beceremeyecek kadar yorgundu. Güneş çoktan doğmuştu ve o cehennem azabı gibi geçen saatler de geride kalmıştı. Çoğu sabah olduğu gibi o azap gibi geçen 06:00 ile 10:00 arasını gene yaşamıştı ve hayatında ilk defa bu kadar korkuyla bakıyordu saate. Gene insanlar uyanacak, gene kendi işleri ile uğraşacaklar. Fakat o gene bekleyecek. Dün gibi, önceki gün gibi. Bugün gibi ve yarın gibi. Taa ki uçurumun sonsuz olmadığını fark edene kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-7977534570810974218?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/7977534570810974218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=7977534570810974218' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/7977534570810974218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/7977534570810974218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2009/06/beklemek.html' title='Beklemek'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-4074195417250721260</id><published>2009-06-24T15:55:00.000-07:00</published><updated>2009-06-24T15:57:21.035-07:00</updated><title type='text'>Umut</title><content type='html'>Kendimi en iyi burada ifade edebiliyorum galiba. Bomboş bembeyaz bir sayfaya dolduracağım kelimeler ile. Evet çok da güzel bir şey değil aslında bu durum. Herkesin kendini ifade etme şekli farklıdır elbette. Kimisi son derece sosyal bir bünyeye sahiptir ve insanlar ile birebir ilişkilerinde doruk noktalara çıkmıştır. Kimisi ise benim gibi sadece bu beyaz sayfalara içini dökerek insanlara kendini anlatmaya çabalar. Kimi zaman başarılı olamaz. Kimi zaman ise doğru cümleleri kurduğu takdirde başarılı olur. Aslında yüzyüze yapılan muhabbetlerde de bu ön planda değil midir? Karşınızdaki saniye başına saçmalasaydı ne düşünürdünüz acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kendime çok kızıyorum. Neden herşey istediğim gibi gitmiyor veya neden her daim yalnız kalan taraf oluyorum diye. Sonra farkına varıyorum ki bu dünyada o kadar çok insan var ki tek değilsin. Senin gibi hatta senden daha kötü binlerce insan vardır elbet. Peki bu benim moralimi düzeltiyor mu? Hayata daha umutla bakabilmeme yardımcı oluyor mu? Hiç sanmıyorum. Benim durumumda veya benden daha kötü insanlar gördükçe bu beni mutlu etmez. Çoğumuz da aynı şeyi düşünerek kendimizi avutuyoruz. Daha kötülerini de gördük bu ne ki öyle değil mi? Aslında çok boş hayallerle kavruluyoruz. Daha mutlu olmak için, daha güzel anılar yaşamak için mücadele ediyoruz ama herşey bazen istediğimiz gibi gitmiyor. Bazen hissediyorsunuz ki “evet tamam kesin bu sefer herşey istediğim gibi gidecek”. Bunların hepsi düzmecedir aslında. İnsanlar her daim umut dediğimiz değişik basmakalıp duygular ile mücadele ediyor. Kimi zaman umuda yenik düşüp kendimizi güzel rüyalara, hayallere kaptırıyoruz. Kimi zaman da gerçekliğin farkına varıp yüzümüzü doğan güneşe doğru döndürüp ağlamaya, üzülmeye başlıyoruz. Her iki durumda da elimize hemen hemen aynı şey düşüyor. İlk söylediğim durumda bir veya şansınız var ise iki gün boyunca yüzünüzde gülücük eksik olmuyor. insanlara karşı pozitif yaklaşıyorsunuz. Umutla kalktığınız her sabah sizin için ayrı bir ızdırap ile son buluyor. Belki bugün farklı şeyler yaşayacaksınız diye yatağınızdan kalktığınız zaman farkına farkıyorsunuz ki aslında herşey aynı. Herşey saf, sade. Aynı pencerenizden içeriye doğru süzülen güneş gibi. Aynı yüzünüze vurduğunuz soğuk suyun size hissettirdikleri gibi. Saf ve sade. Herşey istediğiniz gibi oluyor o zaman. Su gibi istemediğiniz yöne savruluyorsunuz. Önünüze çıkan engellerin ne olduklarını veya nasıl hareket edeceklerini tahmin edemiyorsunuz. Siz sadece görevinizi yapmaya çabalıyorsunuz. Aynı su gibi. Veya doğan bir güneş gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinizde olsa neler yapmazdınız ki? Belki de hoşlandığınız insanın yanına gitmek ve ona hissettiklerinizi söylemek isterdiniz değil mi? Veya size çok yakın olarak gördüğünüz bir dostunuzun size aslında ne kadar zarar verdiğini ona söylemek isterdiniz değil mi? Bazen insanoğlu kafasında kurduğu şeyleri hayata geçirirken, farkında olmadan hayatına çok zarar verebiliyor. Bugüne kadar kafasında oluşturduğu normları sadece bir durum yüzünden silip atabiliyor. Ona çok acı çektiren, onu yerden yere vuran durumlarda bile insanoğlu gelecekte yaşayacağı güzel şeyleri düşünerek bir anda vazgeçebiliyor. İşte bize bu duyguyu yaşatan şey umuttur. Umut, içimizi sarıyor beynimizi ve yüreğimizi ayırıyor. İkisinin bir arada yürümediğini yıllar önce farketmiştim gene anlıyorum. Umut direkt olarak kalbe giden bir histir. Sizi yolunuzdan döndürür. Yapmak isteyip de beceremediğiniz bir olayın baş kahramanıdır. Beceremediğiniz zaman bir anda ortaya çıkar ve sizi kuvvetlendirir. Sizi tekrardan denemeniz için yüreklendirir. Boş yere. Amaçsızca. Sırf sizin daha da ezilmenize fırsat verir aslında. Genellemeye hepinizden daha da karşı bir insanım. Siz de farkedeceksiniz elbet. Siz de göreceksiniz ki umudun sizi nasıl farklı duygular içerisine attığını. Siz de göreceksiniz ki umut dediğimiz duygunun aslında sizi nerelere kadar götürebileceğini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatin ne kadar geç olduğunu bile farkedemiyorum artık. Gözlerim bana inat kapanmakta ısrar ediyor. Ve ben hala umutla yazmaya devam ediyorum. Belki birgün gelip okur ve acımı paylaşır diye. Belki bir gün bu yazdıklarımı okur ve “haklısın” der diye. İşte umut böyle bir şey. Aslında hiç olmayacak bir şey için kendini kandırmaktır. Aslında hiç olmayacak, hiç yaşanmayacak bir şey için kendini avutmaktır. Çok geçmeyecek ben de anlayacağım bunu. Her ne kadar kin duysam da umutla hayata bağlanmaya devam edeceğim. Taa ki tek bir yalandan sonra. Tek bir anlamsızlık, tek bir acıdan sonra. Biliyorsun ki hayat tamamen senin etrafında dönüyor. Hiçbirşeyi zorla yapmayacaksın. Dürüst olacaksın. Hissettiklerini söyleyeceksin. Karşındakine hiçbir saygın yok mu senin? Neyi saklıyorsun neyi görmezden gelmesini istiyorsun? Karşındaki farkına varmadığı zaman mutlu mu olacaksın peki? Veya neden görmedi neden farkına varmıyor diye kendini mi üzeceksin? İnsanoğlu çok bencil. Her zaman dürüst olup kendini kötü duruma düşürmek yerine, karşısındaki kişiyi hiçe sayarak kendini avutmaya çalışır. İşin sonunda mutlu olur ve yoluna devam eder. Ya arkasında bıraktıkları? Onu nasıl anıyorlardır acaba?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-4074195417250721260?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/4074195417250721260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=4074195417250721260' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/4074195417250721260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/4074195417250721260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2009/06/umut.html' title='Umut'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-7512513792300815320</id><published>2009-05-23T12:19:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T12:23:40.476-07:00</updated><title type='text'>Loneliness Part. 4</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/ShhM5CC147I/AAAAAAAAACg/4e7YxjwIcsg/s1600-h/DSCN1213.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/ShhM5CC147I/AAAAAAAAACg/4e7YxjwIcsg/s320/DSCN1213.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339101900932768690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bazen kendimizi şu durumda bulabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeye boşvermiş. Sadece tek bir noktaya odaklanmış. Diğer düşüncelerden kaçıp olabildiğince uzaklara gitme içgüdüsü. Bir insan için bundan daha kolay bir iş yoktur. Savaşamayacağını anladığı anda uzaklaşmak. Hiçbirşey olmamış gibi hayatına devam etmek. Taa ki o tekrardan herşey yüzüne vurulduğu zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurlu bir havada yanında kimse olmadan bomboş bir şekilde denize doğru bakmak. Gözünden akan onca damlayı hangi birine yetişebilirim ki düşüncesiyle silme isteği. En sonunda etrafındaki insanlara aldırmadan da rahat bir şekilde ağlamak. Neye ağladığın veya ileride neye ağlayacağın umrunda bile değil. Sadece içinden geçtiği gibi yaşıyorsun. Bu ne derece hayatını düzene sokmanı sağlayacak belli değil. Belki bazı insanlar seni çok sevecek ve senin hep yanında olacaklar. Belki de hiçkimse yanına bile yaklaşmayacak. Elini tutabileceğin gözlerine bakabileceğin bir sıcaklık olmayacak belki yanında. Herşey bu değil hoş sohbetiyle seni mutlu edebilecek bir dostun bile olmayacak yanında. Zaten ağlamaya başladığında anlayacaksın ki herşeyi sen kurdun. Etrafındaki herşey sen doğduğunda önceden birisi tarafından hazırlanmamıştı. Bütün dostluklarını, aşklarını, nefretlerini sen kurdun. Hepsinin bağlantısı sensin. Sonradan farkedeceksin ki ağlamak bir şey değilmiş. ağlamak ve gülmek kadar doğal ne var ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün güzel duyguları karartabilecek düşünceler var dünya üzerinde. Misal kafanı kaldırdığında yağmur damlalarının yüzüne vurduğunu göreceksin. Daha da güzeli hissedeceksin. Onun seni terk ettiğini ve bir daha geri gelmeyeceğini farkedeceksin. Artık arkadaşlarının seni eskisi gibi değerli görmediğini anlayacaksın. Tıpkı sabah uyandığında yüzüne soğuk suyu vurman gibi veya kafan güzel olduğu zaman dirilmek suratına vurulan tokat gibi. Yüzüne vuran yağmur damlaları seni mutlu edebilecek ve belki de seni bu düşüncelerden sonsuza kadar uzaklaştırabilecekti. Belki bütün kötü düşüncelerini vücudundan arındırıp mazgaldan aşağıya doğru akarak yok edecekti. Veya bütün kötü düşüncelerin tıpkı deniz gibi içinde birikerek seni boğacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafanı kaldırdığın zaman gözyaşlarını gene silmek isteyeceksin. Garip bir his içini kaplayacak belki de daha önceden farketmediğin. Ağladığını sanıyorsun ama orada durduğun dakikadan beridir yüzündeki sildiğin şeyler gözyaşların değildi. Başkalarının üzerine bıraktığı yağmur damlaları. Silmeye devam ettiğin sürece yenisi gelecek buna alışsan iyi olur. Çünkü onları da sen yarattın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-7512513792300815320?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/7512513792300815320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=7512513792300815320' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/7512513792300815320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/7512513792300815320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2009/05/loneliness-part-4.html' title='Loneliness Part. 4'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/ShhM5CC147I/AAAAAAAAACg/4e7YxjwIcsg/s72-c/DSCN1213.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-8713500073723476248</id><published>2009-03-19T15:58:00.000-07:00</published><updated>2009-12-05T16:12:41.762-08:00</updated><title type='text'>Ya Biterse</title><content type='html'>Önce içimden geçenleri söylemek istedim. Farkında olmadan sayfalar dolusu şeyler yazmıştım. Sonra kısaltmaya karar verdim. Seninle yaşadığım en güzel zamanları kısaltmak istedim. Elini tuttuğum an. Yağmurda başbaşa yürüdüğümüz gün. O doyumsuz anların hepsi. Yazarken ne kadar da kolay geliyor insana. İçindekileri kağıda dökerken ne kadar benciliz ne kadar tek taraflı düşünüyoruz. Kimbilir senin içinden neler geçiyordu o anları yaşarken? Ben kafamda yarattığım seni yazıyorum satırlara. Asıl olmanı istediğim insanı yazıyorum istediğim kadar. Özgürüm sonuna kadar da yazabilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamda yarattığım her özgürlüğün bedeli ağır oluyor her zaman. Gene aynı şeylerin içimde hapsolmasından korkuyorum. Birgün elini sımsıkı tutacağım zaman kayıp gidersen gözlerimden. İçimdeki seni yok edersem yaptığım amaçsız davranışlar eşliğinde. Nereye kadar umutsuzluk peki? Yanında görmek istediğin bir dostunu görememek gibi. Ya da tavsiyesini istediğin bilge bir büyüğün. Elimden olmayan şeyleri ya da olamayacak şeyleri istemek ne kadar kötü bir şey. Peki zorlasam nereye kadar gidebilirim? Gene kaçsam mı acaba insanların bakışları arasında uzaklara? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorular hep devam eder. Cevap olarak yarattığımız tek şey kaçmak veya inkar etmektir. İkisi de kolay gelir insanoğluna. Kaçarsın çünkü savaşayamayağını anlarsın. Karşındaki senden daha güçlüdür ve seni eziyordur. Bu durumda yapacağın tek şey arkanı dönmek ve uzaklaşmak. Ne kadar kolay değil mi? Sen ki onu karşına almışsın ve göğsünü gere gere savaşı başlatmışsın. Kafandaki bütün sorunları bir kenara bırakmışsın ve hazırsın evet onu yenmek istiyorsun. Onun en ufak hamlesinde geriye çekilmen ve gitmen ne kadar korkakca ne kadar adi. İnkar etmek var bir de. Aslında öyle demek istemedim lafını her yerde duyuyoruz. Kendimizi kandırmayalım inkar etmek de kaçmak gibi bir şey. Ama çevremizde o kadar iyi inkar eden insanlar var ki. Aklımızın ucundan bile geçmiyor “aslında kaçmak istiyor” diye. Rollerini iyi oynuyorlar. Taktıkları maskelerin hakkını iyi veriyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanı diğerinin gözünde bitiren tek şey egodur. Kendini beğenmişlik, kendini olduğundan daha güçlü gösterme çabası. Sonucunda elbette o kişiyi kaybettiğin zaman üzülmezsin ki. Daha kapana kıstırılacak çok avın olacak senin. Ama ya hayattan beklediklerin birgün biterse. Ya umut dediğimiz o arada kapımızı çalan duygu seni terk ederse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karamsarlığa gebe bu yazı da burada biter. Okuyanlar ders çıkarsın şunu bunu yapsın diye yazmadım. İçimden geldi şu sayfayı dolu görünce ve içimdekileri dökünce rahatlıyorum sanki. Esen kalın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-8713500073723476248?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/8713500073723476248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=8713500073723476248' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8713500073723476248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8713500073723476248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2009/03/ya-biterse.html' title='Ya Biterse'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-6150944991584056907</id><published>2009-03-12T14:24:00.000-07:00</published><updated>2009-03-12T14:25:06.749-07:00</updated><title type='text'>Vicdan</title><content type='html'>Kafamızdan artık birşeylerin yok olmasını istiyorduk. Sabah uyandığımızda gözlerimizdeki ağırlığı eski haline getirmenin birsürü yolu vardı. Ya soğuk bir su ya da sert bir rüzgar. İkisinin de olmadığı bir dünya aslında hisssettiklerimiz. Kapana kısılmış gibi, kimsenin olmadığı bir zindan misali. Elinizi uzattığınız ve sizden birşeylerin koparıldığı her dakika, her saniye daha da gözlerinizi kaybediyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yorgun bedenlere ilaç gibi gelecek tek şeydir yalan. Beyaz yalanlardan bahsetmiyorum. Etrafınızdaki kişileri, sevdiğiniz insanı veya dost olarak gördüğünüz kişilerin hepsini etkileyebilecek yalanlar. Hayatınızı doğru düzgün yaşayamıyorsanız yalanların arkasına saklanın. Hayatınıza birsürü renk katın. Hani şu siyah ve beyaz olan dünyanıza. Etrafınızdakileri kandırın ki onlar da size karşı istediğiniz gibi davransın. Korkmayın gerçeği sizden başka kimse bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Peki vicdan dediğimiz o duyguya ne oldu? İnsanları kandırıp peşimizden sürüklediğimiz zaman; acaba hiç düşünmüyor muyuz bu duyguyu? Hissetmeyenler vardır elbet. Kaybolmuş insanlardır onlar. Fiziksel olarak demiyorum elbette. Kafalarının içindeki siyah bulutları aralamak veya daha da fazlalaşmasını engellemek yerine; o bulutlarla yaşamaya alışan ve daha fazla isteyen insanlardır bunlar. Siyah bulutlar geleceği görmemizi engeller. İleride yaşayacaklarımızı veya yaşamak istediklerimizi köreltir. Bir bakıma hayalleri yok eder. Hayalleri olmayan insan boş bir insandır. Çoculuğumuzun o en aptal dönemlerinde bile gördüklerimiz ve duyduklarımız ışığında hayaller kurabiliyoruz. İnsan yaşamının vahşiliği yüzünden mi kaybediyoruz acaba hayal dünyamızı? Gerçeklik bu yüzden mi bize bu kadar yapmacık ve olanaksız görünüyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yaşadığınız şeyler sizi etkiliyor elbet. Kullanılmak mesela. Oradan oraya sürüklenmek. Çaresiz, bitik bir hayatın kapılarını açan en önemli unsur belki de. Kaç insan tanıryorsunuz keşke şunu yapmasaydım diyen? Çok değil mi? Bir insanın yanında olmak size mutluluk veriyor olabilir. Hatta bunun en temel amacı da onu mutlu edebilmek. Hala kendi mutluluğunu es geçip karşısındakini mutlu etmek isteyen insanlar var mıdır acaba? Elbette var. Sizin mutluluğunuzdan ziyade kendi mutluluğunu isteyen bencil bünyeler olduğu sürece böyle insanlar elbette olacaktır. Birtanesi de bendim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gözleriniz yorulmaya başladı değil mi? Belki yazının saçma ve uzun olmasından dolayıdır. Belki de yaşadıklarınızdan dolayıdır. Belki de o kadar güçsüz ve çaresiz kaldınız ki; etrafınızda size soğuk su verebilecek kimse yok. Belki de öyle bir zindanın içindesiniz ki; güneşin doğuşuyla beraber esen sert sabah rüzgarını hissedemiyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mart 2009  23:23&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-6150944991584056907?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/6150944991584056907/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=6150944991584056907' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/6150944991584056907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/6150944991584056907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2009/03/vicdan.html' title='Vicdan'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-899024642241564397</id><published>2008-11-13T13:32:00.001-08:00</published><updated>2008-11-13T13:32:54.682-08:00</updated><title type='text'>Bir Hatanın Anatomisi</title><content type='html'>Umut kimimize göre gerçek kimimize göre boş bir beklenti gibi gelir. İki davranış biçimine de karşı çıkamıyorsunuz. Ne zıtlar ne de birbirlerine benziyorlar. Tek ortak noktaları tek bir şeye inandıklarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sokaklarda tek başınıza dolaşmayalı ne kadar oldu? Günler, aylar... Belki de seneler... Tek başınıza çıkmaktan korkuyor musunuz yoksa? Karşınıza çıkacak bir vitrin camından kendinizi gördüğünüzde neler hissedeceksiniz acaba? Tek başına, çaresiz ve üzüntülü bir karakter. Hayatın peşinden koşmak yerine yaptığı hataların farkına varıp içine hapseden bir mahkum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İnsanoğlunun en temel özelliklerinden birisidir hata yapmak. Sadece insana özgü değildir elbette. Bizi en çok ne üzebilir açıkçası tahmin bile edemiyorum. Karşınızdakinin büyük bir hata olduğunu anlamak mı yoksa karşınızdakinin sizin tamamen bir hata olduğunuzu söylemesi mi? İkisi de etkiliyor bünyeyi. Sarsıyor bedeni travma eşliğinde. Kafanda kurduğunu senaryolar su yüzüne çıkmaya başlıyor. “Ya onu kaybedersem?” diyorsun uzun bir aradan sonra. Yaklaşan gün ışığı seni daha da tedirgin ediyor. Yeni bir gün düşüncesi ne kadar soğuk geliyor, ne kadar acımasız hissettiriyor. Hatanın farkına varabilmek için kendini bugüne kadar hiç olmadığı kadar zorluyorsun. Sonuç kocaman bir boşluk. Dakikalar geçiyor saatler yaklaşıyor ve sen hala cevabı bulamadın. Neden mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hata sende değil çünkü. Paranoyak kovalamacalar eşliğinde geçen saatler sana gün ışığının enfes lezzetini tattırırken fark ediyorsun. Hayır, suç sende değil. Senin de suçlu olduğun anlar oldu ama bu an değil. Senin hatan; geçmişte yaptığın hatalardan ders çıkarmamak. Hataları yaşadıktan sonra yenilerinden korkmak yerine cesurca üzerlerine gidebilseydin gece boyunca yaşadığın korkunç dakikaları yaşamayacaktın. Ne yapman gerektiğini bilecektin belki de sıcak yatağına uzanıp güzel rüyalar görecektin. Hayatımız boyunca yaptığımız hatalar aslında birer ders gibidir. Derse girip girmemek senin elinde. Sıkılırsa bu hayattan, yaşadıklarından kısacası aynı hatayı daha önceden yaşadıysan o derse girmezsin. Aynı şeylerin tekrar anlatılması canını nasıl sıkarsa aynı hesap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Her zaman kurtuluş yolunu gökyüzünden beklemeyeceksin. Belki yağmur yağar ve içimdeki kötü düşünceleri alıp götürür martavalına çok inandım işe yaradığı anlar da oldu. Yağmurun yüzüne değdiği her an kendini onun yerine koyuyorsun. Tek bir damla ve yok oluyor. Hayat da böyle mi gerçekten? Bulutların arasından akıp yeryüzüne gelen bir yağmur tanesi kadar mı ömrümüz var? Peki, bulutların arasından akmak yağmur damlasının hatası mı? Onun bunu tekrardan yapma şansı yok. Ama senin var. İstediğin kadar yağ, gökyüzünde süzül, ağla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yeniden güneş doğduğunda herhalde daha da anlamlaşır bu yazdıklarım. Eğer hala bir şeyler hissetmiyorsan kafanı kaldır ve yeni doğan güne merhaba de. Hissedebileceğin en güzel şey belki de bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-899024642241564397?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/899024642241564397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=899024642241564397' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/899024642241564397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/899024642241564397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/11/bir-hatann-anatomisi.html' title='Bir Hatanın Anatomisi'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-4380854728805839362</id><published>2008-11-12T12:59:00.001-08:00</published><updated>2008-11-12T12:59:55.050-08:00</updated><title type='text'>Loneliness Part.3</title><content type='html'>Bugüne kadar Facebook adlı siteye türlü laflar söyledim. Ne işe yaradığını hep merak etmiştim ki bugün herşey net olarak ortaya çıktı. Lisede tek kelime etmediğimiz şimdilerde ODTÜ’de okuyan sınıf arkadaşımın beni “dürttüğünü” gördüm. Anladım ki Facebook budur. Anladım ki tek işlevi dürtmek gibi bir şansınızın olmadığı insanları dürtebilmek. Çok mesudum insanoğlu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Her geçen gün farkediyorum ki bu lanet günlerin hepsi aynı başlıyor ve aynı bitiyor. Gelişme bölümündeki olaylar farklı birtek. Hoş ne bekliyorsam bende anlamadım. Süper kahraman değiliz sonuçta hergün farklı bir maceranın kollarına atlayalım. Gözüme çarpan bir mevzuydu gayet net olarak. İnsan yalnız olunca daha da farkına varıyor bu tarz ince ayrıntıların. Facebook muhabbetiyle girdim onunla ilgili birkaç şey daha söylemek istiyorum içimde kalmasın. Tam bir reklam furyası var bu sitede. Kendini ifşa etme dalında bu kadar şahane bir site görmedim. Bireysel bir reklamdan bahsetmiyorum belki de bahsediyorumdur şu an net kavrayamadım ben de. “Bakın sevgilim var. Hergün düzenli olarak öpüşüyoruz. Herkesin görmesini istiyorum çünkü ben garip bir canlıyım. Hemen öpüşme anımızda bir fotoğrafımızı çekeyim ki akşama facebook’a koyayım şahane karizmam olsun” diyen bir milyon kişi bulabilirim (hadi buyrun).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Facebook hayatımıza öyle bir giriş yaptı ki; “arkadaş listemde değilsen gerçek hayatta da benim için yoksun canım” modunda dolaşan birsürü insan var. Sitede ne yaptıysak gerçek hayata bir şekilde endekslenebiliyor. Nasıl bir kurgudur nasıl bir insan sömürgeciliğidir anlamadım. Muhabbetlerde geçen ilk cümle artık “facebook’un var mı?”, “akşam sana möthiş bir application aticim” veya “tamam ben seni dürterim eklersin beni” olmuştur. Bunlar aslında kötü şeyler değil. Sonuçta güzel bir teknoloji kullanıyoruz ve herkesin bu imkandan faydalanması lazım. Ama böyle ama şöyle. Hiç farketmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Daha birsürü şey yazmak istiyorum ancak bu aralar beceremiyorum. Belki gerçekten mutlu olduğum içindir. Belki de bu mutluluğun sebebi yeni tanıdığım insanlardır. Şunu anladım ki suratıma yansımayan mutluluk benim yazmamı engelliyor. Oturup da karamsarlık kokan şeyler yazamıyorum böyle anlarda. Güzel aslında. Bu kadar kesin konuştuğuma göre yarın öbürgün karamsar bir yazıyla karşınızda olurum kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Esen kalın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-4380854728805839362?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/4380854728805839362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=4380854728805839362' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/4380854728805839362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/4380854728805839362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/11/loneliness-part3.html' title='Loneliness Part.3'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-6672172486277948892</id><published>2008-11-08T13:38:00.000-08:00</published><updated>2008-11-08T13:39:22.946-08:00</updated><title type='text'>Loneliness Part.2</title><content type='html'>Mutlu, hayat dolu şeyler yazmaya kalkıyorsun sonunda saçma sapan şeyler çıkıyor ortaya. Yazının ilk bölümünde her ne kadar farklı konulara değinmeye çabalasam da, işin sonunda gene karamsarlık ön plana çıkmış. En azından nasıl bir insan olduğumu daha iyi anlıyorum bu yazılar sayesinde. Nasıl birisi olduğunu anlayan bünye geleceğe daha rahat bakar. Karşısındakinin bir sonraki hareketine karşılık verir. Adam biliyor sonuçta ne yapması gerektiğini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorlanmaya başlamadınız mı yaşınız ilerledikçe? Neye diyeceksiniz elbette. Hayatın her geçen gün karşınıza farklı bir şey sunmasına mesela. Yaşın ilerlemesi de değil aslında mevzu. Zeka yaşı dediğimiz olay burada ortaya çıkıyor sinsice. Saflık dürtüsü kendini belli ediyor hemen. Her insanda saflık vardır diyorum. Her insan az da olsa saftır. Bazı insanlar tanımadıkları insanlara karşı gayet sert ve otoriter yaklaşırken; aynı insan tanıdığı hatta hoşlandığı insanlara karşı gayet iyimser, samimi ve saf yaklaşabilir. Burada hiçbir sorun yok. Sorun bu insanları gerçekten tanıyor muyuz? Acaba samimi ve iyimser yaklaşmaya karar verdiğimiz bu insanlar doğru bir tercih mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kabataslak olacak ama 10 kişi seçsek 4-5 tanesi hata yapmıştır diyebilirim. Hatayı yaptıktan sonra karşımıza ne gibi sonuçlar çıkıyor bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bünye zarar görüyor elbette. Kişiden kişiye değişir aslında. Daha önceden bu konudan dolayı çok çekmiş kişi “yemişim” modunda hayatına devam edebilir. İlk defa karşılaşan “neden ulan” nidalarıyla bol miktarda bira götürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu olaydan sonra beyine yerleşen en müthiş, olağanüstü mantık şudur(sarcasm): Artık hiçbir insana karşı böyle davranmayacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ne kadar sonuç bekliyordunuz bilmiyorum isteyen ekleyebilir. 2. maddeye ağırlık vermek istiyorum. Genellikle kadın-erkek ilişkilerinde görülüyor bu mevzu. Daha önceki ilişkilerinde aldatılan, kötü muamele gören(?) veya ilgi görmeyen şahıs müthiş bir mantık yürüterek “bu yaptıysa hepsi yapar” anlayışını kafasına kazır. Hayatı boyunca etrafındaki insanlara kendini kapatır. Belki de onu çok sevecek ona hiçkimsenin veremediği kadar değer verebilecek bir insanı da kaçırmış olur böylece. Bunu bilemeyiz. Bunun düşüncesiyle yaşayamayız. Ancak kişinin kötü birisi çıkma olasılığı varsa bir o kadar da iyi birisi çıkma olasılığı da vardır. Bu lafların hepsi kendi görüşüm neyin iyi neyin kötü olduğunu tartışmaya gerek yok. Tek düşündüğüm şey; yaşımız ilerledikçe etrafımızda gelişen herşeyden korkmaya başlıyoruz. Arkadaşlarımızdan, ailemizden, kız/erkek arkadaşımızdan. Bu korkuyla yaşamak mı mantıklıdır yoksa savaşmak mı? Mesela ben uzun zamandır savaşıyorum kendisiyle. Siz de deneyin seveceksiniz (reklam gibi oldu).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazının başı neresi ne alaka bu konuya nereden girdik demezsiniz umarım. Yazarken o tarz şeyler hissettim. Kafandakileri toparlamadan yazıya başlama. Sonra yazının başı neresi gtü nerede unutursun tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. bölümde görüşmek üzere esen kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-6672172486277948892?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/6672172486277948892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=6672172486277948892' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/6672172486277948892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/6672172486277948892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/11/loneliness-part2.html' title='Loneliness Part.2'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-8255336713470316149</id><published>2008-11-07T13:38:00.000-08:00</published><updated>2008-11-08T09:41:56.815-08:00</updated><title type='text'>Wasting Love</title><content type='html'>Tears Of The Dragon ile benzerliği korkutmuyor değil tabi=) Saygı duyulası Iron Maiden şarkısı tavsiye edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maybe one day I'll be an honest man&lt;br /&gt;Up till now I'm doing the best I can&lt;br /&gt;Long roads.Long days, of sunrise, to sunset&lt;br /&gt;Sunrise to sunset&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dream on brothers while you can&lt;br /&gt;Dream on sisters I hope you will find the one&lt;br /&gt;All of our lives, covered up quickly by the tides of time&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spend your days full of emptiness&lt;br /&gt;Spend your years full of loneliness&lt;br /&gt;Wasting love, in a desperate caress&lt;br /&gt;Rolling shadows of night&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dream on brothers while you can&lt;br /&gt;Dream on sisters I hope you will find the one&lt;br /&gt;All of our lives, covered up quickly by the tides of time&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sands are flowing and the lines are in your hand&lt;br /&gt;In your eyes I see the hunger, and the desperate cry that tears the night&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spend your days full of emptiness&lt;br /&gt;Spend your years full of loneliness&lt;br /&gt;Wasting love, in a desperate caress&lt;br /&gt;Rolling shadows of night&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-8255336713470316149?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/8255336713470316149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=8255336713470316149' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8255336713470316149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8255336713470316149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/11/wasted-love.html' title='Wasting Love'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-5735260227912162148</id><published>2008-11-07T08:13:00.000-08:00</published><updated>2008-11-07T08:15:37.858-08:00</updated><title type='text'>Fataliste</title><content type='html'>İyi bir şeye başlangıç mıydı acaba bu hayaller? Artık hayallerin insanın ruh sağlığını çok kötü etkilediğini düşünen ben değil miydim 2-3 ay öncesine kadar? Hayalle gerçekliği fena karıştırdığım için her daim göz yaşı döken ben değil miydim ki hala salak gibi hayallerin dalgalarına kapılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürsün sonuçta sen. Gözlerinden çıkan masum bakışların herşeyi açıklıyor zaten. Sen konuşmaya başlamadan bile anlıyorum ne demek istediğini. Anlıyorum ki artık geriye dönmek zor. Herşeye yeniden başlamak. Saatlerin gene 12’yi vurmasını beklemek. Geri dönebilsek halbuki. Hatalarımızı yapmasak bu sefer. Sanki herşey güzel olacaktı. Başka hatalar örseleyecekti hayallerimizi kabusa döndürecekti. Sonra elimize geçen gene en azından biraz yatışmasını ümid ettiğimiz feci bir baş ağrısı ve sabaha kadar yetmesi için yalvardığımız şarabımız. Şarap da yetmiyor ağrı da geçmiyor tabii ki. Ne sandın okuyucu hayat çok mu kolay sence? Herşey istediğin gibi mi olmalıydı acaba? Birisini bulmak kolay mıydı sence?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kalbimde bir ağrı var son zamanlarda. Bana neden diye sorma çünkü sebebini bilmiyorum. Belki de biliyorum. Bir heyecan olabilir veya umutsuzca son çırpınışlarını yaşıyor. Son ihtimalin üzerinde duruyorum daha çok. Heyecan denen olgu çok uzak bir olasılık artık. Neye heyecanlandığım konusunda en ufak bir fikrim bile yok. Olması imkansız rüyalara hayallere heyecanlanmak artık beni yordu. Daha ne gördüm ki değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkuyorum anlıyor musun? Gene yenilmekten korkuyorum. Ağrının çoğalmasına korkuyorum daha da ağrırsa hayattan kopacağım. Unutulmak için uğraşacağım kaçacağım. Kimsenin yüzüne bakmadan yaşayacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haketmeyen insanların haketmedikleri hatta haketmediklerinden daha fazla değer alması…Hakedenlerin birşeylerin peşinden koşması ve ellerinin her zaman boş kalması. Gözleri yaşlı bir şekilde geriye bakıp neden bu kadar yol gittim diyerek diz çökmeleri. Kendi kaderlerinin farkında varıp son güçleriyle gökyüzüne baka baka kendi yollarını bulmaları. Havanın güzel olduğu birgün çimlere uzan da düşün bakalım bunca şeyi neden yazdım? Ya da “ben sadece okurum birader niye düşüneyim ki?” diyorsan sen de haklısın tabi. Düşüncesiz insanlar o kadar çoğaldı ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27.06.2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-5735260227912162148?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/5735260227912162148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=5735260227912162148' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/5735260227912162148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/5735260227912162148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/11/fataliste.html' title='Fataliste'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-2212957613595836312</id><published>2008-11-07T07:05:00.000-08:00</published><updated>2008-11-07T08:07:58.181-08:00</updated><title type='text'>This Is The Life’dan sonra Take This Life gelme sorunsalı:</title><content type='html'>Amy MacDonald hanım kızımız yememiş içmemiş çok eskilerden güzel bir eseri günümüz standartlarına getirerek söylemiş. Her delikten çıkan Osman adlı şahıs bana geçenlerde bu şarkıyı gönderdi sağolsun. Bende dinleye dinleye “allahım ne güzelmiş” nidalarıyla dolandım durdum evde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse hakkını yemesin güzel şarkı gerçekten. Neyse bugün içimden Taksime gitmek geldi ve yollara düştüm. 45’lik dediğimiz biranın gayet leziz ve ucuz olduğu barda şarkılar eşliğinde oturuyordum. Tek başına gayet bira içebiliyor insan. Neyse 4-5 bira götürdükten sonra eve doğru yola çıkma zamanı gelmiştir dedim ve mükemmel bir kalkış ile yollara döküldüm. Plan basit: Beşiktaşa geç oradan motora bin Üsküdardan eve yürü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plan başarıyla sonuçlandı elbette ki. Yolda ilerlerken kafama takılan birsürü hadise oldu ancak başlıktan da anlaşılacağı üzre kafamı en çok kemiren dinlediğim müzik oldu. Öncelikle Amy hanfendi çıktı sahneye gayet de güzel bir sesi var kendisinin. Şarkı bittikten sonra “ulan tekrar mı dinlesem?” diye düşünürken bir anda çılgın bir elektro gitar sesi işittim. Okuyanların çoğunun bileceği In Flames şarkısı Take This Life çalmaya başladı. İroniye gel dedim Üsküdar yokuşunda gülmeye başladım. Uzun sakallı dinci amcalar kovaladılar tabi bir süre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amy’e dönmedim tabi. In Flames’i de dinlemedim. Hemen açtım bir Bloodbath- Bathe In Blood. Eski günleri hatırladım. “Bu şarkıyla ilgili anın varsa taa kafana koyim” diyenlere teesüf ediyorum ve “I keep my eyes on the screen” diyip mosh yapıyorum onlara.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-2212957613595836312?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/2212957613595836312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=2212957613595836312' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/2212957613595836312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/2212957613595836312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/11/this-is-lifedan-sonra-take-this-life.html' title='This Is The Life’dan sonra Take This Life gelme sorunsalı:'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-7125586005995365268</id><published>2008-11-05T15:09:00.001-08:00</published><updated>2008-11-06T05:10:25.015-08:00</updated><title type='text'>Loneliness Part.1</title><content type='html'>Osman adlı kişinin müthiş ısrarları üzerine tekrardan blog âlemine geri döndüm (yerseniz tabi). Elimden olmayan bazı sebeplerden ötürü yazmaya bir süreliğine ara vermiştim. Bendeki mallığa bakarsanız eğer; hem yazmaya ara ver hem de kimseye yaşadığın kötü şeyleri anlatma. Sonra içinde biriksin aynen geri dönersin buralara işte. Mallık bende güzelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son yazımı 1 ay önce yazmışım. Her zaman olduğu gibi eskiden yazdıklarımı şimdi okuduğumda çok saçma geliyorlar. Şu anda olduğu gibi. Az çok yazı stilimi de kavramış oldum. Ne kadar kötümser olduğunu da hissetmedim değil hani. Herhalde içimden öyle yazmak geliyor. Mutlu mesut şeyler yaşıyorum elbette. Onları yazma gereği duymuyorum. Zaten bunları okuyan insanlarla yaşadım çünkü o güzel anları. Onların tekrardan okumalarına gerek yok zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden “Loneliness” dedik merak etmişsinizdir elbette. Gerçekten öyle çünkü. En iyi dostum Finlandiya’ya gitti. Gidişin tek iyi tarafı buradakilerin ne olduğunu görmüş oldum. Hayatıma son 3 senedir “doğru düzgün” bir ilişki girmedi. Doğru düzgün tabirinin kıstasları nedir diye soracak olursanız gerçekten bilmiyorum. 3 sene önce ne yaşadığımı dahi hatırlamıyorum. Ya da yalan söylemek istemiyorum hatırlamak istemiyorum. Her şeyin harika olduğunu ve mükemmel gittiğini zannedersiniz de acı gerçek saplanır kalbinize. O hesap benimki de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında her şey seçimle alakalı değil mi? Yalnızlık da öyle olmalı. Yalnız kalmak dışarıdan bakınca ne kadar zevkli görünüyor ya da ne kadar da karizmatik bir mizaç kazandırıyor kişiye. Yalan dolan bunlar. Yalnızlık bir karardır. Kolay değil zor da değil. Bencillik ya da imaj kaygısı değil. Kişinin kendisiyle barışık olması ön koşul. Gerekli formları doldurduktan sonra köşeye çekilirsin ve beklersin. Neyi bekleyeceğin sana kalmış. Neden yalnızlığı seçtin diye sormadın mı kendine? Her şeye baştan başla o zaman. İşin ucunda kendini başkalarına karizmatik gösterme kaygısı var çünkü. Özünde iyi insan, dışarıya cool ve bir o kadar sert bünye. Yapmayın lütfen. Kime yapıyorsunuz bu tavırları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknoloji hayatımıza girince onun da içine ettik hep beraber. MSN dediğimiz astral dünyada ne dolaplar döndürdük sırf karşımızdakini etkilemek için. Meşgulüm kalıbını kafamıza geçirip alt başlıklara da “acıdan kıvranıyorum ühü rahat bırakın beni” yazmadık mı? Madem rahat bırak diyorsun ne işin var buralarda? Git bir çay koy kendine uzan yatağına ya da çıkar kafanı pencereden 2 gram oksijen girsin beynine rahat düşünmen için. Fenalandım ayağına bir bira ya da şarap götür sana kalmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Winamp’in shuffle özelliğine uyuzum bu arada. Neyse başka bir konu bu. Bu yazıyı yazarak “bakın çok yalnızım bitkinim yorgunum” demek istemiyorum zaten şuraya kadar o mantıkla gittiğimi düşünen varsa yazının devamını okuyup da gözlerini ağrıtmasın boşuna. Gayet de mutluyum huzurluyum. Elimden geldiği kadar yaşamaya çalışıyorum. Rahatsızlıklarım var farkındayım ama bunlar etkileyecek boyutta değiller henüz. Arkadaşların derseniz dünya üzerinde korkmadığım tek mevzudur kendileri (saygılar). Korktuğum bir şey var aslında. Karşıma insanlar çıkıyor. Nasıl olduklarını beni ne derece adam yerine koyduklarını kestiremiyorum eskisi gibi. Eskiden tereddütsüzdüm. Nasıl geliyorsa içimden öyle yaşıyordum. Şimdi tereddüt had safhada. Canımdan can alıyor bu karamsarlık huzursuzluk. Her şey safken güzel. İlerleyince kafanızı kurcalayınca dağınıklaşıyor, düzensizleşiyor. İlk kez gördüğün şâhısa duyduğun her şey ilerleyince karmaşaya dönüyor. Bunun adı nedir bilmiyorum. Birisini ilk defa gördüğünde ve aşırı derece etkilendiğinde onu ikinci defa görme şansın olmuyor. O zaman şansı yaratacaksın. Kafandaki karamsarlıktan kurtulacaksın bırak dağınık kalsın her şey. Dış dünya ile ilişkilerini toparladıktan sonra içindeki karmaşayı elbette düzeltirsin. Bu yüzden yalnız kalmıyor musun zaten? Kendine bu imkânı sağlıyorsun zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bölümü böylece bitirebiliriz herhalde. Bugün yazdıklarım kimseye ait değil. Pay çıkartabilirsiniz elbette ki. Şuna laf sokarım buna olan düşüncelerimi melankolik anlatırım gibi varsayımlarla kurulu bir beyin fırtınası gerçekleştirmedim emin olun. İçimden gelenleri yazdım. Her zamanki gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-7125586005995365268?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/7125586005995365268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=7125586005995365268' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/7125586005995365268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/7125586005995365268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/11/loneliness-part1.html' title='Loneliness Part.1'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-394353524735044</id><published>2008-09-11T18:22:00.000-07:00</published><updated>2008-09-11T18:24:08.931-07:00</updated><title type='text'>Geçmiş-Gelecek</title><content type='html'>Peki sen beni unuttun mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sormak istemiyordum ama elimde olan bir şey değil..En son ağladığım gün de sormuştum kendime. Unutuyorsun yüreğinin derinliklerinde hissettiğin insanı bir çırpıda. Ne bir soru ne de bir cevap bulmadan içinde. Sorgusuz sualsiz. Bir nevi yargısız infaz. Çabuk alınan bir karar veya çevrendeki etmenlerden ötürü yanlış söylenen birkaç söz. Değer mi peki? Hiç sanmıyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmak mı zor unutulmak mı? Unutulmak tabii ki. Kayboluyorsun çünkü. Takmıyorsun karşındakini. Onunla iletişimi kesiyorsun ve başkalarına yöneliyorsun. Onlara ilgi duyuyorsun onlarla konuşuyorsun. Peki geride bıraktıkların ne olacak? Geriye dönüp uzun uzadıya baktın mı hiç? Ne kadar sürdü bakman? Belki de korkmuşsundur geçmişin tozlu raflarından..Veya geleceğin sana daha umutla gülümsediğini düşünmüşsündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek sana her zaman gülümser. Umut denilen saçma kavram seni sarmalar. Sana polyanna mantığıyla yaklaşır. Ağladın her vakit ileride olacak güzel şeylerin hayalini kurmanı sağlar umut denilen saçma şey. Ve aslı nedir bunun biliyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçmalık..Sen de çok iyi biliyorsun bunu. Geçmişini düzene sokmadan geçmişindeki karanlık insanları hatırlamadan onları anmadan geleceği kuramazsın. Sen yanından ayırmadığın insanları geçmişe gömüp, karşına çıkan diğer basit insanlarla devam edersen elbet bir gün geçmişin sana tokadı basar. O tokadın acısını etrafındaki basit insanlar bile anlayamaz. Ağladığın her an etrafındakiler gözyaşlarını silemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefes almasını bil. Nefes aldığın zaman içine dolan havayı yaşa hisset..Nerede olduğunu bil olduğun yere saygı göster. Unutmak için değil yeniden kazanmak için yaşa. İlla gitmek istiyorsan buralardan..İlla uzaklaşmak istiyorsan bu kaosun bitmişliğin çaresizliğin içinden..Sende unuttur kendini..O zaman anlarsın geçmişle yüzleşme vaktidir. İşte o zaman anlarsın gelecekte karşına bir bok çıkmayacak böyle kaçarak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;03.02.2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;00:37&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-394353524735044?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/394353524735044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=394353524735044' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/394353524735044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/394353524735044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/09/gemi-gelecek.html' title='Geçmiş-Gelecek'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-3318717205580602112</id><published>2008-09-10T18:44:00.000-07:00</published><updated>2008-09-10T18:49:19.579-07:00</updated><title type='text'>Forever</title><content type='html'>Stratovarius'tan geliyor efenim=)forever..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I stand alone in the darkness&lt;br /&gt;The winter of my life came so fast&lt;br /&gt;Memories go back to my childhood&lt;br /&gt;To days I still recall&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oh how happy I was then&lt;br /&gt;There was no sorrow there was no pain&lt;br /&gt;Walking through the green fields&lt;br /&gt;Sunshine in my eyes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I'm still there everywhere&lt;br /&gt;I'm the dust in the wind&lt;br /&gt;I'm the star in the northern sky&lt;br /&gt;I never stayed anywhere&lt;br /&gt;I'm the wind in the trees&lt;br /&gt;Would you wait for me forever ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-3318717205580602112?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/3318717205580602112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=3318717205580602112' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3318717205580602112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3318717205580602112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/09/forever.html' title='Forever'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-238836928219318497</id><published>2008-09-10T14:35:00.000-07:00</published><updated>2008-09-10T14:44:30.905-07:00</updated><title type='text'>unutulacaksın</title><content type='html'>Unutulacaksın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat denen bok bir gün gelir de biterse üzülme! Elbet yenileri başlayacaktır... Ümidini kestiklerinin yerine ve de derine gömdüklerine, selamlar edip yoluna devam edeceksin. Hiçbir şey sormadan ve bırakmadan ardından, sessizce, dönüp gideceksin...&lt;br /&gt;Yolculukların bitmeyecek. Düştün, düşeceksin, biliyorum! Ama takılmamaya çalışarak taşlara, ummadığın taşlar baş yarar elbet ya, ummayacaksın! Yürüdükçe sekecek adımların, adımlarından geriye toz bulutu kalacak, genzini yakacak ayrıldıkların içine oturan bir sancıdan çok hatıraların olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlık kolay olmayacak, biliyorsun! Yalnız kaldığında sen de ağlayacaksın! Unuttum deyip unutamadıkların, ayrıldım deyip de kopamadıkların olacak. Gittiğin yollar nafile! Geriye kat ettiğin yol, başladığın yola eşit olacak! Gidemeyeceksin! Dönemeyeceksin de, çırpınıp duracaksın yalnızlığının içinde elbet kaybolacaksın.&lt;br /&gt;Beklediklerin olmadıkça şaşıracak, şaşırdıkça yalnızlaşacaksın. Çünkü anlamıyor ya seni kimse, anlamayacak da hiç bir defa... Bileceksin! Ardına bakmaya cesaret edemeden elbet bir gün hatıralarını terk edeceksin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye bıraktıklarını düşüneceksin. Dünyaya ne kattın ki? Dünya sensiz de dönecek! Biliyorsun! Güneş her gün yeniden doğdukça, unutulacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen gereğinden fazla düşündüğümü fark ediyorum,  sende de oluyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19.02.2004&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-238836928219318497?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/238836928219318497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=238836928219318497' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/238836928219318497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/238836928219318497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/09/unutulacaksn.html' title='unutulacaksın'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-8446010655867092196</id><published>2008-09-09T14:48:00.000-07:00</published><updated>2008-09-09T14:55:17.966-07:00</updated><title type='text'>Sabah</title><content type='html'>Uyumama kararı aldım. Niye böyle bir şey yaptım ben de bilmiyorum. Belki de istemiyorum. Saçma olacak belki ama gerçekten uyumayı istemiyorum. Özellikle bugün. Gözlerimi kapattığım zaman gördüğüm görüntüler yüzünden mi acaba? &lt;br /&gt;Halbuki uyumaya severim. Kopuyorsun bir anda hayattan. Sadece sen ve rüyaların. Bazen de kabusların tabi. Daha çok kabus aslında. Bunu o kadar doğal karşılıyorum ki artık kabus görmek benim için son derece normal bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değer ve denge… Bundan tam 5 sene önce ne olduğunu bilmediğim 2 sözcük. Meğersem ne kadar bağlantılıymış birbiriyle. Karşındakinin davranışlarına göre ona değer vermek. Seni sonsuza kadar seveceğine söz veren bir insanın bir anda bundan vazgeçip seni terk etmesine göz yummak. Bu kadar kolay olmamalı. Aşk denen şey bu kadar basit olmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında aşk yokmuş gerçekten de. Ya da benim karşıma çıkmamış. Aşık olduğumu sanmışım bunca zamandır. Peki, bu hep böyle mi olacak? Sonsuza kadar!! Saf temiz bir aşktı sadece kafamda canlandırdığım. Kalbimin derinliklerinde yer edinmiş birisiyle maceralara atılmak. Bu cümleleri yazarken kalbim küt küt atıyor. Sanki böyle bir insanı bulmuş kadar heyecanlıyım. Aslında böyle biri yok. Belki de var ama kendini bana göstermiyor. Umutla arıyorsun sen gene de onu. Seni ne kadar çok seveceğini, seninle ne kadar çok ilgileneceğini hayal edersin. Kafanı yastığa koyarsın ve güzel rüyalara dalarsın. Onu öptüğün ona sarıldığın anı görürsün, hissedersin. Kalbin normalden daha da hızlı atmaya başlar. Ama bu sadece bir rüya…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüya bittiğinde acı gerçekle karşılaşırsın. Aslında hepsi beyninin sana yaptığı bir uydurmaca. Milyonlarca düşünce arasında aklının sana yaptığı bir oyun. Sen seç hangisi güzel? Hangisiyle birlikle olmak istersin? Onunla değil mi, sadece onu istiyorsun onu düşünüyorsun onsuz yaşayamayacağını anlıyorsun. Her dakika geçtikten sonra onsuz bir hayatın nasıl olacağını kafanda kuruyorsun üzülüyorsun ağlıyorsun. Kaçmak istiyorsun kurtulmak istiyorsun gene ağlıyorsun. Kafanı kaldırdığın zaman etrafındaki simsiyah bulutları fark ediyorsun. Acı gerçekle yüzleşme vaktin gelmiş o zaman. Karanlığın içindesin!! Hala kabus görüyorsun. Bunların hepsi kafandan uydurduğun acı veren görüntüler. Bazı kabuslar gerçek olacak. Farkında olmadan dünyan değişecek. Kendini farklı bir yerde bulacaksın daha önce hiç gelmediğin. Ağlamanın tek kurtuluş yolu olduğu bir yer. Acı çekmenden zevk alan bir sürü varlık etrafında olacak. Kendini koruyabilirsin evet yapabilirsin bunu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gene güneş doğacak. Etrafına baktığın zaman koskoca evde yalnız olduğunu fark edeceksin. Yanında olmasını istediğin kişileri ya da kişiyi kafandan geçireceksin. Sonra gözlerinden birkaç damla gözyaşı süzülecek. Gözyaşlarını döktükten sonra da bugüne kadar hep yanında olan sıcak yatağına uzanacaksın. Gözlerini kapadığın zaman gene onu göreceksin. Bu sefer ağlamak yok. Çünkü göreceğin rüya onu senin yanına getirecek. Hayatında hiç olmadığın kadar mutlu olacaksın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu belki de 10 saniye sürecek senin için. Uyandığın zaman her şeyi rüyalarında bırakmış olarak dışarı çıkacaksın ve sabah güneşi yüzünü ısıttığı zaman…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbindeki ve midendeki bu sancının hiçbir zaman geçmeyeceğini anlayacaksın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-8446010655867092196?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/8446010655867092196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=8446010655867092196' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8446010655867092196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/8446010655867092196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/09/sabah.html' title='Sabah'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-3699435332253717904</id><published>2008-09-09T14:46:00.001-07:00</published><updated>2008-11-06T13:42:50.336-08:00</updated><title type='text'>Ego Kaygısına Takiben Kaçma Dürtüsü Hedesi</title><content type='html'>En büyük intikamları aşk için yaşamıyor muyuz zaten? Yaşayan bir insan olsa ve anlatsa diyorum ki her zaman derim bunu. Keşke içinden geçenleri bir şekilde net olarak aktarabilse bana. Yazarak ya da konuşarak orası hiç sorun değil aslında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntikam için her şeyi göze aldığımız aşk için değer mi peki? Bunun adı ego kaygısı da değil. Evet, belki de bize yapılanların ardından içine girilen karmaşık duyguları yaşarken intikam çanlarını binlerce kez çaldırmışızdır. Peki, gerçekten değer mi? Gerçekten intikam diye yola çıksak ve bize acı çektirenlere gereken cezayı versek? Geri döndüğümüzde mutlu olur muyuz bilmiyorum. Bildiğim tek şey intikam alma dürtüsünün bizi geçmişimizden asla koparamayacak olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişe bağlı kalmak sorun değil; gelecekte karşılaşacağın doğru insanın ardından zaten geçmiş kendiliğinden siliniyor. Karşındaki insan geçmişini yok ediyor. Bütün kötü anılar, bütün sarf edilen sözler. Hepsi kayboluyor. Sadece o ve sen varsın artık. Ne gerek var peki intikama? Egonu başkalarına ve özellikle kendine ispatlamana ne gerek var? Ama insanoğlu bencildir. İnsanoğlu bugüne kadar ne yaptıysa kendine yapmıştır evet. Hayatım boyunca bencillik yapmadım hoş bunu söylerken sunacak kanıtım da yok. Bugünden sonra yapmayacağım anlamına da gelmiyor elbette. Şanslı mıyım değil miyim bilmiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamı kurcalayan sorular var. Geçmişi unutmak için mi birilerini sevmeye çalışıyoruz. Gerçekten yaşadıklarımız geçmişi unutma adına basit bir oyundan öteye gitmiyor mu? Her şey bilinçaltımızda saklı ise ve gördüklerimizin aldatmaca olduğunu biz bile anlamıyorsak bu dünya daha çekilmez bir hale gelmez mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da bulanıklaşıyor her şey. Her geçen dakika. Her zaman ilk kafamıza gelen şey kaçmak olmuştur. Dışarıya çıkıp temiz bir hava almak, ya da güneşin doğuşunu seyretmek. Ya da arkadaşlarla gidilen köhne bir barda içilen sayısız bira. Bunlar insanı mutlu eden şeyler. Dün de fark etmiştim bugün daha da iyi anlıyorum. İsterdim ki; gece hava almaya dışarı çıktığım zaman, güneşin doğuşunu seyredeceğim zaman veya herhangi bir barda biramı yudumlarken. İsterdim ki yanımda sevdiğim kişi olsa. Arabesk olduğunu sanmıyorum bu düşüncelerin. Ve gerçekten nasıl duygular hissedeceğimi bilmiyorum…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-3699435332253717904?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/3699435332253717904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=3699435332253717904' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3699435332253717904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/3699435332253717904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/09/en-byk-intikamlar-ak-iin-yaamyor-muyuz.html' title='Ego Kaygısına Takiben Kaçma Dürtüsü Hedesi'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-110200883029676405.post-6421960707390347872</id><published>2008-09-08T15:37:00.000-07:00</published><updated>2008-09-08T15:43:54.242-07:00</updated><title type='text'>Acı</title><content type='html'>&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CHakan1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Kötü gidişler vardır insan hayatında. İnsanın doğası gereği oluşur bunlar. Farkında olmadan geriye bakıp kötü gidişleri değerlendirdiğiniz zaman kendi hatalarınızı da görürsünüz. Aslında onları hiç yapmamış gibi kabul edersiniz. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Geriye bakmak geçmişi düşünmek günden güne zorlaşmaya başladı. O kadar çok şey yaşanıyor ki hayatımızda. O kadar çok insan geçiyor ki önümüzden. Bazıları sizinle göz göze geliyor bazen gülümsüyor bazen somurtuyor. Bazıları sizi mutlu edecek şeyler yapıyor. Şunu unutmayın ki uzun süredir mutluluğu tadamamış bir insana karşısındakinin yaptığı her şey mutluluk verir. Somurtanlara anlam veremez yolunuza devam edersiniz. Onlar somurtmaya mahkumdur zaten. Sizi bir daha görseler kafalarını çevirip yola devam ederler. Hiç yokmuşsunuz gibi. Hiç var olmamışsınız gibi. Siz onlara bakarken onlar hayatlarının en büyük zevkini tadarlar: ACI ÇEKTİRME&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Acıyı vücudunuzda hissedersiniz. Bu kolay bir iş alın bir bıçak işinizi görün. Acı çektirmenin boyutu farklıdır. Özel bir şeydir. Herkes yapamaz. Karakter meselesidir insanlara karşı büyük bir nefretinizin olması lazım. Sadece o insana değil etrafındaki insanların da sizden nefret edeceklerini bilmeniz ve bunu göze almanız lazım. Karaktersiz değildir bu insanlar. Daha çok karakterini tam yerine oturtmamış insanlardır. Neyi nasıl yapmasını gerektiğini bilmeyen insanlardır. Eski çağlarda başlayan ve günümüze kadar gelen “zarar verme” dürtüsü de buradan ortaya çıkıyor işte. Karşındakine acıma ona saldır acı çekmesi için elinden geleni yap. En sonunda gardını düşürdüğünde yere yıkıldığında üzerine bas ve zafer çığlıkları at. Ne oldu peki? Ne değişti şu kısacık hayatında? Neyi öğrendin bu zaferinden sonra?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Bazı geceler uyuyamıyorsunuzdur. Bir yanma hissi vardır kalbinizin tam ortasında. Gözyaşları o yanma hissini söndürmek için uğraşırlar ama “ağla açılırsın” tabiri gibi buda kocaman bir yalandır. Sabaha kadar ağlayın dostlarım olmuyor. Sabahlayın sabah doğan güneşi eşsiz huzurunu yüzünüzde hissedin. Sabah esen sert rüzgârı vücudunuzda hissedin olmuyor. Acıyı unutamıyorsun ne yaparsan yap.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Ağlamak yalnızlıktır. Ağlamak beyaz bayraktır aslında. Teslimdir geriye dönmesi imkânsız bir harekettir. Gözyaşı yere damladıktan sonra onu geriye döndüremezsin yerde kalır. Şöyle bir kafanı kaldırıp etrafına baksana. Bugüne kadar yaşadığın tüm güzel anıları düşün. Kimler vardı yanında? Ailen? Arkadaşların? Sevgilin?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Bazen hiç kimse olur. Ailene değer vermiyorsan, arkadaşların dünyanın en muazzam insanları olmalarına rağmen onlara çöplük gibi davranıyorsan veya sevgilin senin için herşeyi yapmaya hazır olmasına rağmen onu aldatıp bir köşeye atarsan..Sen yaşamasını bilmiyorsun dostum. Boşuna gelmişsin bu yaşa kadar. Bir yalvar bakalım belki tekrar şans verirler sana. Belki bu sefer becerebilirsin.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;27.12.2007&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/110200883029676405-6421960707390347872?l=demento23.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://demento23.blogspot.com/feeds/6421960707390347872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=110200883029676405&amp;postID=6421960707390347872' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/6421960707390347872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/110200883029676405/posts/default/6421960707390347872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://demento23.blogspot.com/2008/09/ac.html' title='Acı'/><author><name>demento</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03592060138783315694</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_yk9Dcm4jy2M/TSzt4jGVAmI/AAAAAAAAADU/FluWaqBWoO4/S220/FrankSinatra01.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
